Herşeye sıfırdan başlıyoruz..
Facebook | Twitter | Youtube | Google

İnsanın yüzü nereye dönükse öyle anılır

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

İnsanın yüzü nereye dönükse öyle bilinir, öyle anılır. En rahat geçim, en rahat iş birliği, en rahat çalışma ortamı, en rahat yolculuk, yüzü âhirete dönük olan insanlarla olur.

Hazret-i Ömer, Ebu Ubeyde bin Cerrah'a bir kese altın gönderir. Parayı götüren adama da, (Oradan ayrılma, bakalım altınları ne yapacak) der. Ebu Ubeyde hazretleri, altınlara elini sürmeden yardımcısına, (Al bunları, şu fakirlere dağıt) buyurur.

O kimse, Hazret-i Ömer’e durumu arzeder. Hazret-i Ömer ona bir kese daha verip, bunu da, Sa’d bin Muaz’a gönderir. O da elini sürmez, (Fakirlere dağıtın) der. O kimse yine gelir, hazret-i Ömer’e durumu arz eder, (Efendim, bu zatların parayla alakası yok, hep dağıtıyorlar) der. Hazret-i Ömer, (İşte ben buna şükrediyorum. Dağıtmazlarsa geçim sıkıntılı olur. Dağıttıkları için huzur ve düzen var. Eshab-ı kiram bu şekilde kardeşçe yaşıyorlar. O sevginin aslında, esasında bu var) buyurur.

(Büyüklerin kalbinde zerre kadar dünya menfaati olsa kimse onları sevmez) buyuruluyor. Bu husus, her Müslüman için de geçerlidir.

Paraya düşkün olan sevilmez, onunla oturup dertleşilemez, samimi dost olunamaz.

Ölüp gittikten sonra, dünyaya düşkün olan hangi zengin rahmetle anılıyor? Ama binlerce kilometre uzaklıktaki evliya zatların kabirlerini ziyarete gidilebiliyor.

Makam ve mevkisine değil niyetine bakar
Niyet hayır, âkıbet hayır! Allahü teâlâ kullarının mevkiine, makamına, elbisesine değil, kalbine ve niyetine göre muamele eder. Allahü teâlâ, insanın istediği neticeye kavuşturmak için, ona giden yolu açar. Ancak, çok sevdiği kullarının gideceği yer felaketse, onun istediği o iş için mâniler çıkarır.
Bütün dünyalık görünen işler, bir niyetle âhiretlik olur, bütün âhiret işleri de, bozuk bir niyetle dünyalık olur. Bunun için niyetlerimizi düzeltip, yaptığımız her şeyi Allah için yapmalı.

İbadetlerimize, dinin yayılması için yapacağımız hizmetlere, riya ve ucub gibi hiçbir bozuk niyeti karıştırmamalıyız.

06:52 Unknown 0 yorum

O, yürek değil, kalbdir

Sual: Bir siyasetçi, dağıttığı seçim broşüründe, (Oyunu kullanırken, şöhret olan kimseyi değil, yüreğinle karar verdiğini tercih et) diyor. Yürek, hayvanlarda da bulunan bir et parçası değil mi? (Vicdanınla, kalbinle karar ver) demesi gerekmez miydi?
CEVAP
Evet, maalesef biri, bir kelimeyi yanlış söylüyor, başkaları da, onu tekrar edince, galat kelimeler çoğalıyor. Evet, kalb yerine yürek demek yanlıştır. Kalb, yürekte bulunan bir kuvvettir. İnsana mahsus olan kalbe, gönül denir. Gönül görünmez, fakat tesirleriyle anlaşılır. Ampulde bulunan elektrik cereyanı gibidir. Ampule yürek dersek, ışığı da kalbdir. Galat olarak kullanılması meşhur olduğu için yadırganmıyor artık. Biz de yadırgamayalım.

(Şöhret olan) tâbiri de galattır, yanlıştır. Şöhret, ün demektir. (Falanca ün oldu) denmez. Ünlü oldu denir. Şöhrete kavuşana da, meşhur veya ünlü denir. Şöhretli dense de olur, ama şöhret olmaz. Bu da galat-ı meşhur olmaya başladı.

Akıl, doğruyu eğriden ayıran bir kuvvettir, hafıza gibi bilgi deposu değildir. Böyle olmasına rağmen, (Unuttum) yerine (Aklımdan çıktı), (Hatırladım) yerine, (Aklıma geldi) gibi galat ifadeler kullanılıyor. Bunları herkes kullandığı için galat-ı meşhur oldu. Yani biz de kullanabiliriz.

Şapı şekere karıştırmak
Sual: Selefî birinin hocası, (Huccet-ül-islam imam-ı Gazâlî ile şeyh-ül-islam İbni Teymiyye ve müceddid-i elf-i sani İmam-ı Rabbânî gibi büyük zatlar tenkit edilmez) demiş. İbni Teymiyye’nin hatası yok mudur?
CEVAP
Ehl-i sünnet âlimleri bildiriyor ki: İbni Teymiyye, Allahü teâlâya cisimdir diyen, kâfirlerin Cehennemde sonsuz azap göreceklerine inanmayan, Hazret-i Ali ve Ehl-i beyte, çirkin iftiralar eden ve daha nice sapıklıklarıyla İslamiyet’i içeriden yıkmaya çalışan bir mezhepsizdir. Mâlikî âlimlerinden Ahmed Sâvî hazretleri, Celaleyn tefsirinin şerhinde buyuruyor ki: İbni Teymiyye, birçok Müslümanın doğru yoldan sapmasına sebebiyet veren bir sapıktır. (Faideli Bilgiler)

Mezhepsizler, İmam-ı Gazâlî hazretlerine huccet-ül İslâm demezler. Onların böyle söylemeleri, İbni Teymiyye’ye şeyhülislam demek ve onu büyüklerin sınıfında göstermek için kullandıkları bir taktiktir. Bu mezhepsizin de, şapla şekeri, elmasla kara taşı aynı gibi göstermesi Müslümanları aldatmak için yaptığı bir hiledir.

06:57 Unknown 0 yorum

Geçim ehli olmalı

Sual: (Bir Müslüman, hanımıyla iyi geçinir, onu üzmez) deniyor. Hanımı dine aykırı iş yapsa da mı ona bir şey demez?
CEVAP
Dinimizin emrine uymaya çalışan, büyük zatları sevip onlara tâbi olan sâlih Müslüman, hanımına her işte yardımcı olmalıdır. Kimya-i Saadet kitabında deniyor ki:

Resulullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, hayvanın yiyeceğini içeceğini verirdi. Evini süpürür, koyunun sütünü sağardı. Ayakkabısının söküğünü diker, çamaşırını yamardı. Hizmetçisine yardım eder, pazardan alışveriş yapar, bir torba içinde eve getirirdi. Kim davet etse oraya giderdi. Güzel huylu olup, iyilik etmeyi severdi. Herkesle iyi geçinir, güler yüzlü, tatlı sözlü idi. Nazikti, cömertti. Fakat israf etmez, kimseden bir şey beklemezdi. Herkese acırdı. Saadet, huzur isteyen, Onun gibi olmalıdır. (S. Ebediyye)

Dine aykırı işlerde hanımına tâbi olana kılıbık denir. Mesela hanımı, kızını uygunsuz yerlere tahsile gönderse, (Ben karışmam, günahı hanımadır) demek dinimize aykırıdır. Yine S. Ebediyye’de deniyor ki:

Ana babanın, dinimizi öğretmek ve terbiye etmek için çocuklarını zorlaması lazımdır. Kadın çocuklarının dinimizi öğrenmesine, dine uygun giyinmesine, ahlâkına önem vermezse, kötü yetiştirirse, erkeğin, (Ben razı değilim, günahı senin olsun!) demesi, kendisini kurtarmaz. Kötülüğe mâni olması lazımdır.

Hadis-i şerifte, (Çok Müslüman evladı, babaları yüzünden Veyl ismindeki Cehenneme gideceklerdir. Çünkü bunların babaları, evlatlarına Müslümanlığı ve Kur’an-ı kerimi öğretmediler. Ben böyle babalardan uzağım. Onlar da, benden uzaktır. Çocuklarına dinlerini öğretmeyenler, Cehenneme gideceklerdir) buyuruldu. Çocukların yapacakları günahlar ana, baba ve hocalarına da yazılır. O hâlde hanımım istiyor diye günaha razı olmamalıdır.

| 06:18 Unknown 0 yorum

Sağdan başlamanın önemi

Sual: S. Ebediyye’de, (İmamın, son sünneti, farzı kıldığı yerde kılması mekruhtur. Biraz sağda veya solda kılar. Cemaatin aynı yerde kılması mekruh değilse de, başka yerde kılmaları müstehabdır) deniyor. Son sünneti, farz kılınan yerin neresinde kılmak daha evladır?
CEVAP
Sağdan başlamak sünnet olduğu gibi, sağdan sola doğru devam etmek de sünnettir. Mesela Kâbe tavaf edilirken, sağdan sola doğru dönülür. Bir yerdekilere, su veya çay gibi bir şey ikram edilirken, sağdan başlayıp sola doğru devam etmek de sünnettir. Çayın şekerini veya başka şeyleri karıştırırken, sağdan sola doğru karıştırmak da sünnettir.

Dünya, yıldızlar ve gezegenler, hep sağdan sola doğru döner.

İslam harfleri ve dolayısıyla Kur'an-ı kerim de, sağdan sola doğru yazılır.

Eğer yer müsaitse, öğlenin ilk sünneti kılınınca, farzı bunun solunda kılmak, son sünneti de farz kılınan yerin sol tarafında ve biraz gerisinde kılmak müstehab olur.

Şeytanın sünneti denmez
Sual: (Sünnet, yol, iş demek olduğu için, anamın sünneti, babamın sünneti, hattâ şeytanın sünneti demekte mahzur yoktur) diyorlar. Bir de, hadis-i şerifte geçiyormuş, kötü sünnet, iyi sünnet demek caiz midir?
CEVAP
Caizdir, ancak toplumda yanlış anlaşılabilen şeyler söylenmemeli ve yapılmamalıdır. Sünnetin meşhur mânâsı, Peygamber efendimizin yaptığı işlerdir. Bunun için şeytanın sünneti dememeli. Aynı mânâda, şeytanın yolu, şeytanın işi demeli.

Evet, hadis-i şerifte, (Sünnet-i hasene), (Sünnet-i seyyie) denmiştir, ama bunun Türkçesini söylemek, (İyi sünnet), (Kötü sünnet) demek yanlışlığa sebebiyet verir. Bunun yerine (İyi iş), (Kötü iş) demelidir. Büyük zatlar böyle kullanmıştır.

Gecenin üçte biri
Sual: (Kısa gecelerde, gecenin ilk üçte birini bulmak için, akşamla güneşin doğuşu arasındaki vakti üçe bölüp akşam vaktine eklemek gerekir) diyenler oluyor. Bu yanlış değil mi? Gece, imsak vaktinde bitmiyor mu?
CEVAP
Elbette yanlıştır. Gecenin kısa veya uzun olması fark etmez. Şer’i gece her zaman, akşam namazı ile başlar, imsak vaktinde biter. (S. Ebediyye)

Akşamla imsak arasındaki vaktin üçte biri, akşam vaktine eklenirse, gecenin ilk üçte biri bulunur. S. Ebediyye’de, (Mâlikî’de, yatsının âhır vakti gecenin ilk sülüsüdür. Mâlikîde şer’î gecenin sonuna kadar kılmak sahîh ise de, üçte birinden sonra kılmak günahtır) deniyor, mekruhtur denmiyor. Bir mazeretle gecenin ilk üçte birinde yatsıyı kılma imkânı olmazsa, imsak vaktine kadar kılınabileceği anlaşılıyor.

Din hakkında kitaplarda olanın aksini söylemek, yani yanlış fetva vermek çok tehlikelidir. Bir hadis-i şerif şöyledir:

(Bilmeden fetva verene, yerdeki ve gökteki melekler lânet eder.) [İbni Lal, İbni Asakir]
Lânete sebep olmamak için muteber kitaplara bakarak yazmalı veya konuşmalıdır.

05:29 Unknown 0 yorum

Kadınlarla selamlaşmak

Sual: Tanımadığımız kadınlar, telefonla veya dükkânımıza girince selam veriyorlar. Bunların selamlarını almak günah mıdır? Tam İlmihâl’de (Bir sebep ile, geçici haram olan, yani, o sebep kalkınca evlenmesi helâl olan kadınlara selam vermek caiz değildir. Bunların selamına cevap vermek farz olmaz) deniyor. Bunların istisnası yok mudur? Burada, (Farz olmaz) ne demektir? Farz değilse sünnet midir?
CEVAP
(Farz olmaz) demek, (Selamını almaya mecbur değiliz) demektir, fakat selamını almak da günah olmaz. Herhangi bir fitne olmazsa, selamını almalıdır. Tam İlmihâl’deki bu ifadenin istisnaları da vardır. Önce selam ne demektir? Onu açıklayalım:

Selam; emniyet, huzur, selamet, sağlık, barış, rahatlık, kurtuluş gibi mânâlara gelir. Selam vermek, yani Selamün aleyküm demek, (Ben Müslümanım, benden sana zarar gelmez, selamet üzere ol, Müslüman olarak öl, Allah senden razı olsun) gibi mânâlara da gelen en güzel bir duadır.

Bir kadın bir erkeğe veya bir erkek bir kadına, Allah razı olsun diyebiliyorsa, niye (Allah sana selamet versin) diyemesin ki? (Din yasakladığı için) denirse, din, öteki duayı da yasaklıyor. Eğer selam veremezse, (Allah razı olsun) da diyemez. Bu ikisi karıştırılıyor. (“Allah razı olsun” diye yüzüne karşı dua edilir, fakat selam verilemez) demek, dinimizin hükmünü bilmemekten ileri geliyor.
Selam vermek gibi, (İyi günler), (Merhaba), (Hayırlı sabahlar) demek de caiz olmaz. İhtiyaç olduğu zaman bunları söylemek caiz olunca, selam vermek de caiz olur.

Yabancı kadına selam vermek ve dua etmek gibi, ihtiyaçsız konuşmak da caiz olmaz. Eğer ihtiyaç hâlinde konuşuluyorsa, selam vermek veya (Allah razı olsun) demek de caiz olur. Yabancıyla her şeyi konuşup da, selama gelince, (Caiz değildir) demek yanlıştır.

Kâfire saygı için selam verilmez. (Kâfirle konuşurken, efendim denmez) buyuruldu. Zâlime, kâfire hürmet etmek, saygı ile selam vermek, üstadım demek, küfür olur. (Berika)

Gayrimüslimlere ve bid’at ehline de selam verilmediği hâlde, onlara, iş düştüğü zaman selam verilip alınır. Bid’at ehline de, ihtiyaç hâlinde selam verilir. (Dürr-ül-muhtar)

Kâfire saygı ile selam veren kâfir oluyor. Ama ihtiyaç olunca selam verilebiliyor. Yabancı kadına da ihtiyaç olunca selam verilir ve selamı alınır.

Bir kâfire, (Allah ömürler versin) demek de caiz değildir. Ancak Müslüman olması veya Müslümanlığa rağbet etmesi için böyle dua etmek, caiz olur. (Berika)

Zimmî kâfiri üzmemek için selam verip, müsafeha etmek caiz olur. Açıkça günah işleyen fâsıka selam vermek de böyle caizdir. (Dürr-ül-muhtar)

Günah işlerken mâni olmak niyetiyle selam verilebilir. Kâfirlere, ancak iş düştüğü zaman selam verilebilir. (İbni Âbidin)

Hadîka’da diyor ki: Amca kızı gibi, nâmahrem akrabayı ziyaret vacib değildir. Fakat bunlara da hediye, selam yollamak müstehabdır. (S. Ebediyye)

Amca kızı, evlenmesi caiz olan yabancı kadındır. Yabancı olmasına rağmen selam göndermek müstehab oluyor. Böyle istisnalar vardır.

Yukarıda açıklanan sebeplerle bazı yasaklar mubah hâle geliyor. Mesela iş yerimize gelen veya onların iş yerlerine gittiğimizde, konuşmak zorunda kaldığımız kadınlara selam vermek, selamlarını almak günah olmuyor. Hattâ kadın, (Hoş geldiniz) diyerek elini uzatırsa, tokalaşmak bile caiz oluyor. Hâlbuki ihtiyaçsız bir kadınla tokalaşmak haramdır. Bu inceliği, bu istisnaları anlamayıp, (Yabancı kadının selamı alınmaz) demek ve almamak suretiyle fitne çıkarmak yanlış olur.

06:46 Unknown 0 yorum

Her dua kabul olur

Sual: Dualarım kabul olmadığı için, dua etmeyi bıraktım. Dualarım niye kabul olmuyor?
CEVAP
Günah olmayan ve şartlarına uygun yapılan her dua kabul olur. Çünkü bir hadis-i şerif şöyledir:
(Rabbiniz, hayâ ve kerem sahibidir. Dua eden kullarının ellerini boş çevirmekten hayâ eder.) [Ebu Davud]

Yani boş çevirmesi keremine yakışmaz. Allahü teâlâ, (Dua edenin duasını kabul ederim) buyuruyor. Bu bakımdan, (Dualarım kabul olmuyor) demek yanlıştır. Mesela o kimse, bir araba ister de, Allahü teâlâ ona bir ev ihsan edebilir. O, arabayı alamadığı için duası kabul olmadı zanneder. Duası sayesinde başına gelecek büyük bir bela önlenmiş olabilir. Yahut günahları affedilir veya âhirette çok büyük ihsanlara kavuşur. Üç hadis-i şerif:

(Meşru olarak dua eden mümin, şunlardan birine muhakkak kavuşur:
1- Duası kabul olur. [İstediği verilir.]
2- Makbul bir ibadet sevabı alır.
3- Âhirette büyük nimetlere kavuşur.
4- Günahları affedilir veya iyilikleri artar.
5- Başına gelecek belalardan kurtulur.

O hâlde dua etmeye devam edin! Allah’ın ihsanı boldur. Dünyada duası kabul olup isteklerine kavuşanlar, duasının karşılığı dünyada değil de, âhirette verilenleri görünce, “Keşke, bize de dualarımızın karşılığı dünyada verilmeseydi de, biz de bunlar gibi büyük nimetlere kavuşsaydık” diyeceklerdir.) [Deylemî, Hâkim]

(Müminin hiçbir duası reddedilmez. Ya istediği verilir, ya günahı affolur veya âhirette karşılığını daha çok görür.) [Deylemî]

(Allahü teâlâ, dua eden kuluna buyurur ki: Her istediğini verip seni memnun edeceğim. İzzetime yemin ederim ki, ne dua edersen kabul edeceğim, ne istersen vereceğim; ancak bu isteklerini dünyada vermezsem, âhirette veririm. Âhirette verirsem daha üstününü verir, daha büyük belalardan korurum.) [Dürr-ül mensûr]

İbrahim Ethem hazretleri buyuruyor ki:
(Dualarım kabul olmuyor) diyen kimse, Allahü teâlânın sultanlar sultanı olduğunu bilir, ama itaat etmez. Peygamberini tanır, ona uymaz. Kur'an-ı kerimi okur, gösterdiği yolda gitmez. Kavuştuğu sayısız nimetlerden faydalanır, ama şükretmez. Cennetin, ibadet edenler için olduğunu bilir, Cennete götürecek ibadetleri yapmaz. Cehennemi, âsiler için yarattığını bilir, günahlardan sakınmaz. Dedelerinin her şeyi bırakıp gittiğini görür, ölümden ibret almaz, hiç ölmeyecek gibi dünyaya sarılır. Kendi ayıplarına bakmaz, başkalarının ayıplarını araştırır. Böyle kimse üzerine taş yağmadığına, yere batmadığına şükretsin! Dualarının neticesi, yalnız bunlar olsa, yetmez mi?

Görüldüğü gibi duası karşılıksız kalmamıştır.

Günah olmayan ve şartlarına uygun yapılan her dua kabul olur. Çünkü bir hadis-i şerif şöyledir:(Rabbiniz, hayâ ve kerem sahibidir. Dua eden kullarının ellerini boş çevirmekten hayâ eder.) [Ebu Davud]

Başka bir husus da, Allahü teâlâya dua etmemek, sanki Ona tenezzül etmemek gibi olur. Bir âyet-i kerime meali:
(Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, kabul edeyim. Kibirlenip bana ibadet etmek istemeyenleri, zelil ve hakir yapar, Cehenneme atarım.) [Mümin 60]

Bir hadis-i şerif de şöyledir:
(Dua etmeyene, bir şey istemeyene Allahü teâlâ, gazab eder.) [Tirmizî, İbni Mâce]
Hem Allahü teâlâyı gazaplandırmamak, hem de maksadımıza kavuşmak için çok dua etmeliyiz.

06:43 Unknown 0 yorum

'Maksudun mabudun olur' ne demektir?

Sual: Tasavvuf büyüklerinin, (Maksudun mabudun olur) sözü ne demektir? Bir kimsenin arzusu ev almak ve evlenmekse, mabudu bunlar mı oluyor?
CEVAP
Bu hususta İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:

Bir insanın arzusu, teveccüh ettiği, özendiği, sağ kaldıkça ele geçirmek istediği ve ele geçirmek için, her zillete, alçalmaya katlandığı, hiç vazgeçmediği şeyse, [onu elde etmek, ona kavuşmak için, harama helâle dikkat etmiyorsa, yani haram da olsa çekinmiyorsa] bu onun mabudu olur, yani arzusuna ibadet etmiş olur; çünkü ibadet, zilletin, son derecesidir.

Allahü teâlâdan başka mabud tanımamak için, Ondan başka murat olmamak lazımdır. Bunun için de, (La ilahe illallah) derken, Ondan başka maksat olmadığını bilmek lazımdır. Bu mânâyla, bu kelimeyi o kadar çok tekrar ederler ki, başka hiçbir arzuları kalmaz. Ondan başka bir şey arzu edilmez. Böylece, başka mabudumuz yoktur sözleri doğru olur ve çeşitli ilahlardan kurtulmuş olurlar. Ondan başka arzu bırakmamak suretiyle, Ondan başka mabud bırakmamaya kavuşmak, imanın kâmil olması için şarttır ve evliyaya mahsustur. İnsanın, kendinde bulunan mabutlarından kurtulmasına bağlıdır.

Nefs, itminana kavuşmadıkça, bu derece ele geçmez. İslam dininin esası, temeli, kolaylık, hafiflik ve kulları zahmetten, yorulmaktan kurtarmaktır; çünkü insanlar zayıf, nazik yaratılmıştır.

Maksada kavuşmak için
Bunun için, İslamiyet diyor ki: Bir kimse, maksadına kavuşmak için, Allah göstermesin İslamiyet’in dışına çıkarsa, [bir farzı bırakır, bir haram işlerse, mesela namazı, orucu bırakır veya içki içerse], bu işi onun mabudu olur, ilahı olur. Arzusu için İslamiyet’in dışına çıkmazsa, onu ele geçirmek için, haram işlemezse, İslamiyet, o arzuyu reddetmez, yasaklamaz. Onun arzusunun yine yalnız Allahü teâlâ ve Onun dinini gözetmek olduğu anlaşılır. O maksuda karşı, o kimsede, yaradılış icabı, bir arzu hâsıl olmuştur; fakat bu arzusu, İslamiyet’e olan arzusunun miktarına yetişememiştir. (c.3, m.3)

Demek ki bir şeyi yaparken Allahü teâlânın rızası için yapıyorsak, o şey mabudumuz olmaz. Mesela, haramlardan kurtulmak, dinini daha iyi yaşayabilmek için evlenen ve ev alan kimsenin bu işleri onun mabudu olmaz.

06:13 Unknown 0 yorum

'Vatan sevgisi imandandır' ne demektir?

Sual: Dinimizde vatanın önemi nedir?
CEVAP
Dinsiz insan için bile vatan önemlidir. Vatansız devlet olmaz. Devlet olmayınca insanların yaşaması zordur. Kargaşa olur, birlik beraberlik olmaz. Göçebe gibi yaşar veya zindanda olan bir esir gibidir. Bunun için altın kafese konan bülbül, (İlle vatan, ille vatan) demiştir. Birine hakaret için (Vatansız) dendiği de olur. Müslümanlığın yaşaması da vatana bağlıdır.

Peygamber efendimizin zamanında, Medine şehri İslamiyet’in başkenti durumundaydı. Emir ve yasaklar oradan bildiriliyordu. Bir hadis-i şerif:

(Medine, helâl ve haramın bildirildiği yurttur.) [Taberânî]

Vatansız vatandaş olmaz. Vatandaşları iyi ise, o vatan kıymetlidir. Vatanın kıymeti vatandaşından ileri gelir. Bunun için (Şeref-ül mekân bil mekîn) denmiştir. Bir yerin kıymeti, o yerin sakinlerinin kıymetine göre değerlendirilir. (Vatan sevgisi imandandır) hadis-i şerifi de, halkı Müslüman olan ve İslamiyet'e uygun yaşanan vatanın kıymetini bildirmektedir.

Şirk günah mı, küfür mü?
Sual: Biz, şirk ayrı, büyük günah ayrı biliyoruz, fakat İslam Ahlakı kitabında, (Şirkten yani küfürden, yani imansızlıktan sonra, en büyük günah, bid’at itikadında olmaktır) deniyor. Dıyâ-ül kulûb kitabında, yedi büyük günahı bildiren şu hadis-i şerif naklediliyor:
(1- Şirk, 2- Adam öldürmek, 3- Sihir, yani büyü yapmak, 4- Yetim malı yemek, 5- Faiz alıp vermek, 6- Savaştan kaçmak, 7- Namuslu kadınlara iftira etmek.) [Buhârî]
Niye şirk büyük günah olarak bildiriliyor?
CEVAP
Günah, Allahü teâlâya isyan demektir, onun yasak ettiği şeyi çiğnemek demektir. Bu yasakların en büyüğü elbette şirktir, küfürdür. Onun için şirk, küfür, bazen büyük günahlar arasında sayılır.

Şarkılardaki ifadeler
Sual: Bazı şarkılarda, Allah, maşallah, inşallah veya vallahi billahi gibi ifadeler geçiyor. Bunları söylemek uygun mudur?
CEVAP
Allahü teâlânın ismini böyle yerlerde kullanmak, hürmetsizlik olur, günah olur. Lüzumsuz yere yemin etmeye benzer. Doğru olarak çok yemin etmek, Allahü teâlânın ismine ve yemine kıymet vermemek olur. Bunlara kıymet vermeyerek yemin etmek, çok çirkindir. Şarkılarda, temsillerde, eğlencelerde yemin etmek de böyledir.
04:34 Unknown 0 yorum