Herşeye sıfırdan başlıyoruz..
Facebook | Twitter | Youtube | Google

Şefaat Var mıdır ? Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Bize Şefaat Edecek mi ?

Hz. Muhammed, muhammed (sav)
Fıkıh bilgisi ve ümmet sevgisi açısından takdire şayan hocalarımızdan biri olan Nureddin Yıldız Hoca'ya Almanya'dan bir Müslüman kardeşimiz, Peygamber Efendimiz ve onun şefaati ile ilgili bilgi almak için aşağıdaki soruyu sormuştur. Bu soruya Nureddin Yıldız hocanın ders niteliğindeki cevabını okuyarak üzerinde düşünmemiz gerekir.

Soru: Selamünaleyküm hocam.. Sizi severek takip edip güvendiğim için bir konu hakkında danışmak istedim. Almanya’da yaşıyorum. Bugün ……..’e ait cami imamıyla bir tartışmamız oldu ve yanında misafir bir imam da vardı. İmamın tasavvufa yatkınlığı zaten aleni. Kendileri, Peygamber efendimiz (s.a.v)’nin bizi işittiğini ve şefaati bu yüzden bizatihi ondan dilememiz gerektiğini savundu. Ben, bu görüşün akidemizde temeli olmadığını ve sadece Allah’tan dilememiz gerektiğini, aksi takdirde Allah’tan başkasına dua etmiş olduğumuzu açıklamaya çalıştım.

Bu şekilde görüş ayrılığı ile ayrıldık. Maalesef etraftakilerden de beni destekleyen olmadı. Sessizce ayrıldım. Bu durumda, Müslümanlık görevi olarak en uygun ne yapabilirim diye size başvurmak istedim. Akide kitaplarımızda bunun delili varsa, imama bunun şirk olduğunu açıklamaya çalışmak doğru olur mu? (Tövbe edeceğini sanmıyorum ama ben yine görevimi yapayım. Zaten bu tarz görüşün vahabi görüşü olduğunu iddia edip insanları hemen damgalıyor ve “Vahabilere” lanet okuyor maalesef)

Ayrıca bu güne kadar arkasında kıldığım namazları tekrarlamam uygun olur mu diye öğrenmek istedim?

Biraz uzun oldu. Allah size rahmet etsin, sizi Allah için seviyorum. Umarım bir gün sizinle görüşür ve size sarılma imkânım olur. Almanya’dan kardeşiniz.

Cevap: Selamünaleyküm. Değerli kardeşim, İnsanlığın tedavi edemediği hastalıklardan biri de ‘birbirini ikna etmeye uğraşma’ hastalığıdır. Siz de o da boşuna uğraşmışsınız. Onun yerine birbirinize selam verip ayrılsa idiniz sevap kazanacaktınız. Ve, o da sen de fikirlerinizde derinleşmeyecektiniz.

Belirttiğiniz meselede, sizin derinleştirdiğiniz pencereden bakıldığında içinden çıkılmaz bir şirk bataklığı görülür, onunkinden bakıldığında da rahmet denizinde yüzülür gibi görülür.
Benim ise size bir sorum var:

Bu tartışmanın neticesinde siz haklı çıksa idiniz, imam sizi desteklese idi ve bütün Almanya Müslümanları sizi doğrulasa idi, ardından da dünya Müslümanları bu görüşü benimsemiş olsa idi.. netice ne olacaktı? Hangi sorunumuz acilen çözülecekti? Bu mesele kaçıncı sıradan önemli bir meseledir? Evet, sizin belirttiğiniz ve vurguladığınız pencereden siz haklısınız ve sizin çizdiğiniz çizgi şirke götüren bir tehlikeyi gösterebilir. İmamın şirk kastı vardı diyemezsiniz. Keşke imamda o basiret olsa da sizinle tartışmayı bu noktaya taşıyarak sizi derinleşeceğiniz bataklığa çekmese ve o da şefaatten mahrum olacağı hatayı yapmasa idi, keşke!

Güzel kardeşim, ben ümmetimin hâline bakıyorum da bu konuları tartışmaya vakit ayırmayı büyük bir taktik hatası olarak görüyorum. Size de tavsiyem şudur: Lütfen, bir öncelikli ve önemli sıralaması yapın.

Korkarım, bu sözlerim sizi ‘bu da onlara kaymış’ ithamına götürür. Eğer benim hakkımda böyle suizan ederseniz sizin bileceğiniz bir iştir. Sadece size ahireti hatırlatırım, kul hakkına riayeti, mümin hakkında suizannın akıbetini ikaz ederim. Böyle yaparsınız demiyorum. Dediğim, bu tartışmaların götürdüğü uçurumun boyutu ile alakalıdır.

Güzel kardeşim,

Almanya’daki Müslümanların hâline bak, küfrün elinde oyuncağa dönüşmüş bir nesil yaşıyor orada. İslam’ın izzetinden hiç bir eser yok. Ve biz nelerle meşgulüz! Garip değil mi güzel kardeşim, garip değil mi?

Tartıştığımız şeyler, nefsimize mi hizmet ediyor dinimize mi?
Bu cevabı bir zaman geçtikten sonra tekrar düşünmenizi tavsiye ederim size.
Birbirimize dua edelim. Rabbimden size yardım etmesini, Peygamber aleyhisselam’ın şefaati ile şereflenecek kullar arasına bizi de ilhak etmesini niyaz ederim.

Duanızı beklerim. Selamünaleyküm

Nureddin YILDIZ
Nureddin Yıldız Hocanın, konu ilgili yaptığı konuşması;

İslamiyet Neden Mekke'den Yayıldı ?

İslamiyet, Mekke
Mekke'nin, İslamiyet'in doğuşu zamınında içinde bulunduğu jeopolitik konumu ve dünya üzerindeki medeniyetlerle olan ilişkisini göz önünde bulundurarak İslamiyet'in merkezi olarak Allah'ın neden Mekke'yi seçtiğini anlamaya çalışalım.

Mekke, enlem ve boylam bakımından ve dünya üzerinde bulunan medeniyetlerle içinde bulunduğu ilişki bakımından İslamiyet'in ilk indirilişinin bulunduğu tarih döneminde dünyanın neredeyse tam ortasında bulunmaktaydı. Ziraat ve yetiştiricilik bakımından verimli toprağı bulunmayan Mekke, bu özelliği sebebiyle o dönemdeki verimli topraklara gözünü diken tüm ülkelerin tehditlerinin çok uzağındaydı. Mekke'nin yegane ve tek geçim kaynağı ticaret ve ticaret kervanları olmuştur. Her medeniyetin zenginliklerine bu kervanlar sayesinde ulaşmışlardır.

Bunun dışında Mekke yüksek dağların çevrelediği bir vadide kurulmuştur. Bu durum Mekke'nin savunulmasını kolaylaştıran unsurlar arasındadır. Mekke'de İslamiyet'ten önce de bulunan "Haram Aylar" kavramı ve çeşitli devletlerle yapılan anlaşmalar Mekkeye muhteşem bir güvenlik sağlamıştır. Tüm arabistanı kapsayan bu durum bir ittifaka ve Habeşistan, Bizans ve İran gibi ülkelere karşı koruma sağlamaktaydı. Bu durum daha sonra Kuran-ı Kerim'de, Kureyş Suresi olaran inecek ve Allah'ın mubarek kelamlarına mashar olacaktı;

Kureyş'e imkan sağlandığı için, Kışın ve yazın yolculuk etme imkanı sağlandığı için, Hiç olmazsa onun için bu Beyt'in (Kabe'nin) Rabbine kulluk etsinler! Ki kendilerini açlıktan doyurdu ve onları korkudan emin kıldı. (Kureş Suresi)

 İslamiyetten önce Mekkelliler putperest olmakla birlikte, aslında mutlak bir kudret sahibi ve tek olan bir yaratıcı düşüncesine sahiptiler. Fakat ona ulaşmanın putlardan geçtiğine inanmaktaydılar. Kabe'nin çevresinde birçok kabileyi temsil eden yüzlerce put bulunmaktaydı. Mekke'nin ilginç olan diğer yanı ise halklarının birbirlerine hoşgörülü davranmasıydı. İslamiyet öncesi dinlerinden Hristiyanlık, Yahudilik gibi dinlere mensup çok az insan olmasına rağmen bu insanlar çok büyük zorluklarla karşılaşmamıştır. Aynı aile'de bulunan bireyler farklı dinlere mensup olabilmekteydi.

Özet olarak İslamiyet'in doğuşu, Mekke halkına sahip oldukları özellikleri yenileyip daha da olgunlaştırmak olmış ve kötü alışkanlıklardan kendilerini vazgeçirecek bir hayat sunması olmuştur.

İslam'da Namaz Kılmayan Dinden Çıkmış mı Olur ?

namaz kılmak

İslam'da müslüman olmanın 5 şartını hatırlayalım;
  1. Kelime-i Şehadet getirmek, 
  2. Namaz kılmak, 
  3. Oruç tutmak, 
  4. Zekat vermek
  5. Hacca gitmek. 
Görüldüğü gibi müslümanlığın, "Ben Müslümanım !" diyebilmenin 5 şartı içinde Namaz kılmanın da olduğunu görmekteyiz. Bu nedenledir ki Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatı boyunca en çok namaz kılma ibadetine önem vermiş ve bize nasihat etmiştir. Veda Hutbesinde bizlere, adabına ve usulüne önem vererek 5 vakit namazınızı aksatmadan kılın demiştir. Dinimizde namaz kılmaya önem vermeyen ve kılmayanlar münafık, günakar ve fasık olarak nitelenmiş.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurdu; "Emânete hiyanet edenin imani yoktur. Temiz olmayanin namazi kabul edilmez. Namâz kilmayanin dini yoktur. Basin vücûd da yeri ne ise namazin dindeki yeri de odur." (Tebarani)
Hz.Peygamber s.a.v de namazını terk edenler ile ilgili yine şöyle buyurmaktadır: Gerçekten kişi ile şirk arasında namazı terketmek vardır.Bizimle onlar (Münafıklar) arasındaki ayırıcı temel unsur namazdır.Namazı terkeden kimse küfre düşer. (Müslim)


Salavat Nedir ? Salavat Nasıl Getirilir ?

salvat nasıl getirlir, salavat-ı şerif


Salâvat Nedir?

Salâvat; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’i anmak, ona Allah'ın selamını göndermek demektir.

Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) salavat getirmenin faziletine çok önem vermiş ve bunu biz müslümanlar için hadislerinde sıklıkla ön plana çıkarmıştır.

  • "Cimri, yanında ismim anıldığı halde bana salât ü selam getirmeyen kimsedir.” (Tirmizî)
  • "Kabrimi bayram yerine çevireceğinize, bana salat ve selam ediniz. Çünkü siz nerede olursanız olun, salat ve selamınız bana ulaşacaktır.”
  • Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yeryüzünde Allah'ın seyyah melekleri vardır Onlar ümmetimin selamını (anında) bana tebliğ ederler. "
  • "Bana günlerin en üstününde salat ve selam gönderin. Sizin salatınız ve selamınız bana sunulur."
  • "Peygambere 'Ey Allah’ın elçisi, sen öldükten sonra salat ve selamımız sana nasıl sunulacak?' diye sorulduğunda Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : Allah peygamberlerin naaşlarını çürütmeyi toprağa yasak koymuştur. Demiştir."

Salavat Getirmenin Önemi Nedir?


Salavat getirmek; yani Peygamberimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adı anıldığında salavat getirmek her Müslümanın büyük bir vefa borcudur. Yukarıda hadiste de belirtildiği gibi, Peygamber Efendizmi (sallallahü Aleyhi ve Sellem) cimri olan bir kimse, yanında ismi anıldığında salavat getirmeyen, bana selam vermeyen kimsedir diyerek bu büyük vefa ve sevap kaynağının önemine vurgu yapmıştır. Ayet-i Kerime’de de Allah (Celle Celâlühü) bu konuda şöyle buyurmuştur: “Allah ve melekleri Peygambere salat eder. Ey iman eden Müslümanlar siz salat edin ve teslimiyet içerisinde selam verin.” Ayet-i Kerime’de Allah’ın Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e salat etmesi, ona rahmet etmesi manasına gelir. Meleklerin vepek tabi bizlerin salat etmesi ise rahmet duası anlamına gelir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)e rahmet etmek; onun rahmete erişmesinde vesile olmak manasına gelir. Peygamberin rahmete erişmesi ise bizim rahmete erişmemiz demektir.

“Biz seni ümmetin hakkında hoşnut edeceğiz ve asla üzmeyeceğiz.” (Müslim, İman: 346.)

Salavat sayesinde Peygamber ile ümmet arasında iyi ilişkiler kuran bir köprüdür. Ayrıca Peygamberin adı ile bu şekilde yapılan dualarda Yüce Rabbimiz katında kabul bulunan dualardandır.

Salavat Nasıl Getirilir, Çeşitleri Nelerdir?


Birden çok salâvat çeşidi vardır. En güzeli namazlarda tahiyyattan sonra okuduğumuzdur. O da ne kadar okunursa o kadar ecir kaynağı olacağına göre ‘şu kadar’ diye bir sayıya gerek yoktur. Bunun dışında şunlarda denilebilir;
  • Aleyhissalatu vesselam. (Allah'ın salatu selamı onun üzerine olsun.)
  • SallAllahu aleyhi ve sellem. (Allah'u Teala, Ona salatu selam etsin.)
  • Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed. (Allahım! 'peygamberimiz' Hz. Muhammed'e ve aline 'evladu iyaline' rahmet eyle.)
  • Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala ali seyyidina muhammed. (Allahım! Efendimiz, mihmandarımız, rehberimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)'e, ailesi ve ashabına rahmet eyle ve bereketler ihsan eyle.)
  • Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim. (Ey Allahım! Efendimiz, büyüğümüz Muhammed'e, evladu iyaline, ashabına salatu selam eyle. (Rahmet et, selametlik ver.)

Salavat İle İlgili Hadisler


1) “Kabrimi bayram yerine çevirmeyin. Bana salât ve selâm edin. Çünkü nerede olsanız salât ve selâmınız bana ulaşır.” (Ebû Davud, Menâsik: 97.)

2) “Günlerinizin en üstünü Cuma günüdür. O gün bana çok salât ve selâm getirin. Çünkü sizin salât ve selâmlarınız bana sunulur.”

“Ey Allah’ın Elçisi, sen ölüp de senden bir iz kalmadıktan sonra, salât ve selâmlarımız sana nasıl sunulur?” diye sordular. Peygamberimiz buyurdu ki:

 “Allah, peygamberlerin cesetlerini çürütmeyi toprağa yasaklamıştır.” (Ebû Davud, Salât: 201.)

3) “Ey Allah’ın Elçisi, ben sana çok salâvat getiriyorum. Duamın ne kadarını salâvata ayırayım?” Peygamberimiz

“Dilediğin kadarını” buyurdu. Übeyy yine sordu:

“Dörtte birini ayırayım mı?” Peygamberimiz yine

“Dilediğin kadarını, ama arttırırsan senin için daha iyi olur.” buyurdu.

“Yarısını?”

“Dilediğin kadarını. Ama arttırırsan senin için daha iyi olur.”

“Peki, duamın tamamını salâvata ayırsam?”

“İşte o zaman Allah senin bütün sıkıntılarını giderir ve günahlarını da bağışlar.” (Tirmizî, Kıyamet: 23.)

4) “Yeryüzünde Allah’ın seyyah melekleri vardır; ümmetimin selâmlarını bana ulaştırırlar.” (Müstedrek, 2:456, no. 3576.)

“Ey Allah’ın Elçisi, sana selâm vermeyi anlıyoruz; peki, nasıl salât edeceğiz?” sorusuna karşılık ise, Peygamberimiz, namazların teşehhüdlerinde okumakta olduğumuz “Allahümme salli, Allahümme bârik” duâlarını öğretmiştir. (Buhârî, Tefsir 33:10; Tirmizî, Tefsir 33:23.)

Kabe'nin İçini Görmek İster misiniz ? Kabe'nin İçinde Ne var İşte Cevabı

Kabe'nin İçi
Kabe'nin içi nasıldır, içinde neler vardır ? Her yıl düzenli olarak Kabe-i Şerif, mekke valisi ve beraberindeki heyet tarafından temizlenmekte ve bu işlem yapılırken Kabe-i Şerif'in kapıları açık bırakılmaktadır. Bu yıl umre yapan müslümanların bulunduğu Kabe'de temizlik işlemleri yapılmış ve müslümanların heyecanına vesile olmuştur.

Kabe-i Şerif'in yıkanma töreni, temizlik heyetinin içeri girmesinden sonra 2 rekat namaz kılmasıyla başlıyor ardından Kabe'nin içindeki duvarlar zemzem suyu ve gül suyunun karışımıyla beyaz bir bez yardımıyla siliniyor, yerlere yine aynı karışım dökülerek sadece hurma ağacı dallarıyla süpürülüp siliniyor. Ardından misk ve gül esansları serpildikten sonra işlem tamamlanmış oluyor. 


Teravih Namazı Nedir, Faziletleri Nelerdir ?

teravih namazi
Teravih Namazı Nedir, Faziletleri Nelerdir ? Ramazan ayının gelmesiyle oruçlar tutulmaya başlandı ve ibadet kapılarının daha da açıldığı bu mübarek ayda insanlarımız ibadete yönelip hayatlarında yeni bir sayfa açmanın çabası içinde olmaya başladılar.

Ramazan ayında yapılan ve diğer aylarda yapılmayan ibadetlerden biri olan "Teravih Namazı Nedir?" ve "Teravih Namazının Faziletleri Nelerdir" sorularının cevabı şu şekildedir;

İlk olarak:

Teravih namazı nedir sorusu. Teravih namazı, alimlerin görüş birliğine vardığı bir sünnet ibadettir. Teravih namazı aynı zamanda gece namazından (kıyamdan) sayılmaktadır. Kur'an-ı Kerim ve sünnette bulunan, gece namazına teşvik ve fazîletinin beyanı hakkında bulunan deliller, Terâvih namazını da kapsar.

İkincisi: 

Ramazan kıyamı (yani Terâvih namazı), bu ayda kulun, onu vesile kılarak Allah Teâlâ'ya yakınlaşmaya çalıştığı en büyük ibâdetlerdendir. 

Değerli âlim Hâfız İbn-i Receb -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir: 

"Bilmelisin ki Ramazan ayında mü'minin nefsi için iki cihad bir araya gelir: Oruç tutmak sûretiyle gündüz cihadı, namaz kılmak sûretiyle de gece cihadı. Kim, bu iki cihadı bir arada bulundurursa, ecri hesapsız olarak verilir." 

Ramazan gecelerini namazla geçirmeye teşvik etmek ve fazîletini açıklamak hakkında bazı özel hadisler gelmiştir. 

Bu hadislerden bazıları şunlardır: 
"Kim, Allah'ın vâdettiği sevaba inanarak ve sevabını yalnızca Allah'tan umarak Ramazan gecelerini namaz kılarak geçirirse, geçmiş (küçük) günahları bağışlanır."1

 İbn-i'l-Münzir, mağfiretin büyük ve küçük günahların hepsini kapsayacağını kesin bir dille söylemiştir.

 Fakat İmam Nevevî şöyle demiştir: 

"Fakihler nezdinde bilinen; bu mağfiretin, büyük günahların değil de sadece küçük günahlara âit olduğudur." Bazı âlimler ise şöyle demişlerdir:

"Küçük günahlara rastlamadıkça büyük günahlardan bazısı hafifletilebilir."2 

Üçüncüsü: 

Mü'minin, Ramazan'ın son on gününde ibâdet konusunda diğer günlerden daha çok gayretli olması gerekir. Çünkü Ramazan'ın son on gününde Allah Teâlâ'nın hakkında şöyle buyurduğu Kadir gecesi vardır: 

"Kadir gecesi (içerisinde Kadir gecesi olmayan) bin aydan daha hayırlıdır." 3 

 Nitekim Kadir gecesini namaz kılarak geçirmenin sevabı hakkında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu hadisi gelmiştir: 

"Kim, Allah'ın vâdettiği sevaba inanarak ve sevabını yalnızca Allah'tan umarak Kadir gecesini namaz kılarak geçirirse, geçmiş (küçük) günahları bağışlanır."4 

 Bunun içindir ki Rasûlullah (sav) Ramazan'ın son on gününde diğer günlerden daha fazla ibâdet ederdi. Nitekim Âişe'den -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ramazan'ın son on gününde diğer günlerden daha fazla ibâdet ederdi."5 

 Yine Âişe'den rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

"Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ramazan'ın son on günü girdiği zaman eteğini toplar (eşleriyle cimâ etmekten imtinâ eder), bütün ciddiyet ve heyecanıyla geceyi uykusuz geçirerek ibâdet ve taatle ihyâ eder ve ev halkını (gece namazı kılmaları için) uyandırırdı."6 

 İmam Nevevî hadisin şerhinde şöyle demiştir: "Bu hadis, Ramazan'ın son on gününde ibâdetleri arttırmanın ve gecelerini ibâdetlerle geçirmenin müstehap olduğuna delildir."

Dördüncüsü: 

Ramazan gecelerinde Terâvih namazını cemaatle edâ etmek ve imam namazı bitirinceye kadar mescitte onunla beraber kalmak gerekir. Zirâ namaz kılan kimse, gecenin az bir vaktinde namaz kılmış olsa bile, bu ameliyle gecenin tamamını namaz kılmış gibi sevap kazanır. Çünkü Allah Teâlâ, büyük lütuf ve ihsan sahibidir. 

İmam Nevevî şöyle demiştir: 

"Terâvih namazının müstehap olduğu konusunda âlimler ittifak etmişlerdir. Fakat Terâvih namazını evinde tek başına kılması mı, yoksa mescitte cemaatle kılması mı daha fazîletlidir? Konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. 

İmam Şâfiî ile tüm ashâbı, Ebu Hanife, Ahmed, Mâlikî âlimlerin bazısı ile başka âlimler şöyle demişlerdir: 

"Ömer b. Hattab ve sahâbe'nin yaptıkları gibi, cemaatle kılması daha fazîletlidir. Nitekim müslümanlar, bu hâl üzere (cemaatle kılmaya) devam etmişlerdir." Nitekim Ebu Zer'den rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah - sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: 

"Teravih namazını imamla birlikte sonuna kadar tamamlayan kimseye, o geceyi bütünüyle ibâdetle geçirmiş gibi sevap yazılır."7 Allah Teâlâ en iyi bilendir.

Kaynakça:
  • 1 Buhârî, hadis no: 37. Müslim, hadis no: 759 
  • 2 Hâfız İbn-i Hacer, "Fethu'l-Bârî" 
  • 3 Kadir Sûresi: 3 
  • 4 Buhârî, hadis no: 1768. Müslim, hadis no: 1268 
  • 5 Müslim, hadis no: 1175 
  • 6 Buhârî, hadis no: 2024. Müslim, hadis no: 1174 
  • 7 Tirmizî, hadis no: 806. Elbânî, 'Sahîh-i Tirmizî'de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.


Ramazan 2015 - Ramazan Bayramı Ne Zaman ?

2015 Ramazan ayına yaklaşırken Ramazan Bayramı Ne Zaman ? Ramazan Bayramı Tatili Kaç Gün Sürecek ? gibi sorulara cevap aramaya başlarız. Bu yazımızda hem bu sorulara cevap verecek hem de ramazan ayıyla ilgili biraz bilgi vereceğiz.

2015 Ramazan Ayı Ne zaman Başlayacak ?


Son yıllarda Ramazan ayı bildiğiniz üzere yaz aylarına denk gelmektedir. Bu yıl yani 2015 yılında Ramazan Ayının ilk günü 18 Haziran Pazartesi günü başlayacak. Peki ilk sahura ne zaman kalkılacak sorusu aklına gelenler için şu ek bilgiyi ekleyelim. İlk sahura 17 Haziranı, 18 Hazirana bağlayan gece kalkılacak ve 18 Haziran günü ilk oruç tutularak geçirilecektir. Yani ilk sahura 17 Haziran gecesinde kalkılacaktır.

2015 Ramazan Bayramı Ne Zaman ?


İslam Dünyası için büyük önem taşıyan Ramazan Bayramı bu yıl 17 Temmuz Cuma günü başlayacak. Ramazan bayramının 2. günü 18 Temmuz Cumartesi, 3. ve son günü 19 Temmuz Pazar gününe denk gelecek. Tüm ziyaretçilerimize bereketli ve maneviyat dolu bir Ramazan ayı geçirmesini temenni ederiz.

Namazın İnsana Huzur Vereceği Düşüncesiyle Kılınan Namaz

Namaz Huzur
Kıldığı namazlardan huzur bulanlar; Allah’ın takdiri icabı kıldıkları namazla birlikte işleri rast gidenler; sanıyorlar ki her namaz kılanların işleri rast gider ve namaz kıldıklarında dertlerinden ve sıkıntılarından uzak kalırlar… Böyle bir şeyin olmadığını hatırlatalım… Unutmayalım ki namaz kılan bir insan;

1- (öğrenciyse) ; zayıf alabilir.
2- Sınıfta kalabilir
3- En basit bir soruyu yapamayabilir
4- Sınıfında sevilmeyebilir
5- Yakışıklı olmayabilir
6- (esnafsa) ; iflas edebilir
7- Çeki dönebilir
8- Ev ya da iş yerine hırsız girebilir
9- Sokak ortasında dövülebilir…
10- İşleri ters gidebilir
11- Hastalanabilir…
12- (Bayansa) evde kalabilir-kısmeti çıkmayabilir.

Bu maddeleri niye yazdım?... Hani olur ki size namazı anlatırlarken Allah tarafından çok özel koruma altına alınıp korunacağınız söylenmiş olabilir. Bu yüzden dünya hayatının hiçte tozpembe olmayacağını bilmenizi istedim…

Yani namaz kılmayan bir insan yapamadığı bulmaca sorusunu namaz kılarak çözemez… Örnekleri çoğaltmak mümkün… Kısacası namaz kılan bir insan huzurlu olmaya adaydır… Özellikle de bilinçli kılıyorsa Allah ile arasında sıcak bir iletişim olur. Bu iletişim, zorluklar karşısında sabretmesini kolaylaştırır…

 'Kıldığım namaz huzur vermedi ' diyorsanız;

1- Size namazı nasıl anlattılar?
2- Hangi ortamda namaz kıldınız?
3- Nasıl bir psikoloji ile namaz kıldınız?

Yukarıda bahsettiğim gibi anlatmışlarsa sadece 'kendi hissettiklerinden bahsetmişler' olarak algılayın… Buna rağmen kılmışsanız ve huzur bulamamışsanız kıldığınız ortamdan da kaynaklanabileceğini hesaba katın…

1- Gürültülü bir ortamda kılınan namaz tat vermez…
2- Kalabalık bir ortamda (camiiler ve namaz kılınan yerler hariç) kılınan namaz tat vermez…
3- Eğer yorgun bir halde namaza yaklaşırsanız tat alamazsınız…
4- Niçin namaz kılmanız gerektiğini bilemezseniz namazdan huzur duyamazsınız.
5- Namazla Allah'a nasıl mesaj verdiğinizi bilemezseniz namazdan tat alamazsınız
6- Namaza konsantre olamazsanız ondan zevk alamazsınız… Ve başka sebepler…

Hastalıktan Dolayı Oruç Tutamayanların Oruçlarını Kaza Etmesi Gerekir mi ?

ramazan, oruç, hastalık, ramadan
SORU: Merhabalar. Benim bir hastalığım bulunmakta. Geçen Ramazan ayında bazı günler oruç tutmadım. Hastalığım sebebiyle bunları kaza edemedim. Bunun keffareti nedir? Aynı sebepten dolayı bu sene de oruç tutamayacağım. Bunun da keffareti nedir?

CEVAP: Oruç tutmak kendisine zor gelen bir hastanın oruç tutmaması meşrudur. Ne zaman şifaya kavuşursa o zaman bunu kaza eder. Çünkü Allah Teala şöyle buyurur: "Kim hasta veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar." (Bakara, 185) Hastalığın devam ettiği sürece senin bu seneki Ramazanda da orucu terketmende bir sakınca yoktur. Çünkü hasta ve yolcunun oruç tutmaması Allah'ın bir ruhsatıdır. Allah Teala kendisine karşı gelinmesinden hoşlanmadığı gibi ruhsatlarının da kullanılmasından hoşlanır. Senin keffaret ödemen gerekmez. Fakat Allah sana ne zaman sağlık ve afiyet verirse o zaman bunları kaza etmen gerekir. Allah Teala senin bütün hastalıklarına şifa versin, senin ve bizim kötülüklerimizi örtsün.

Kaynak
İbn Baz, el-Fetâvâ, Kitabu'd-Da've, 1/120

Yaşlılar ve Yatalak İnsanların Oruç Tutması Farz mıdır ?

Ramazan, yaşlılar, oruç, tutması
Soru: Yaşlıların, örnek vermek gerekirse yaşı seksen, doksan yaşına ulaşmış ihtiyar ve yatalak bir kadın var. Tuvalet ihtiyacını gidermek için bile ayağa kalkamıyor. Bu kadına namaz ve oruç farz mıdır?

Cevap: Kadının durumu anlatıldığı gibi olduğunda namazdaki fiilleri doğru bir şekilde yapabilecek ve ima ile de olsa gücü ölçüsünde onu kılabilecek akla sahip ise namazı kılması üzerine farz olur. Çünkü Allah Teala şöyle buyurmaktadır: "Gücünüz yettiğince Allah'a karşı gelmekten sakının." (Teğabun: 16) "Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar." (Bakara: 286) Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Size bir şeyi emrettiğim zaman gücünüz yettiğince onu yerine getiriniz."

Yine Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem İmran b. Husayn'a şöyle dedi: "Namazı ayakta kıl. Gücün yetmezse oturarak ona da gücün yetmezse (yatarak) yanın üzerinde kıl." Bunu Buhari rivayet etti ve Nesai, sahih bir isnadla ona şu ilaveyi yaptı: "Buna da gücün yetmezse sırtüstü uzanarak kıl." Oruç tutmaya gücü yeterse tutar.

Eğer oruç tutmak ona meşakkatli gelirse herbir gün için bir yoksulu doyurur ve kaza etmesi gerekmez. Belde sakinlerinin yedikleri buğday veya pirinç gibi yiyeceklerden yarım ölçek vermesi de yeterlidir. Aklını kaybetmişse artık ona namaz da farz değildir, oruç da farz değildir. Başarı Allah'tandır. Allah'ın salât ve selamı Peygamberimiz Muhammed'e Sallallahu aleyhi vesellem onun ailesine ve ashabına olsun.

Kaynak
Fetâvâ el-Lecnetu'd-Daimetu li'l-Buhusi'l-İlmiyyeti ve'l-İfta, Fetva no: 8589 219
Fetâvâ el-Lecnetu'd-Daimetu li'l-Buhusi'l-İlmiyyeti ve'l-İfta, Fetva no: 6620 

Patronun Gözüne Girmek İçin Kılınan Namaz

patron, işçi, namaz, islam, işveren
Babamın yıllar öncesinden anlattığı bir anı geldi aklıma… O zamanlar çocuktum. Babam Almanya'da büyük bir fabrikada çalışıyordu. İş esnasında namaz kılar daha sonra da çalışmadığı süreleri fabrikadan geç çıkarak telafi edermiş.

 İşçilerden bazıları babamı şikayet etmişler… İş yeri sahibi: madem dininiz icabı namaz kılmak zorundasınız neden diğer işçiler namaz kılmıyorlar? Demiş... Babam da ona; her Hristiyan kilise ye gitmiyor değil mi? İsterseniz müftülüğe sorun demiş. Müftülüğü aramışlar. Müftü, Savaşta dahi olsa namazın kılınması gerektiğinden bahsetmiş… İş yeri sahibi babamın namaz için kararlığını bundan böyle çift maaş ve haftada bir gün ekstradan izin vererek ödüllendirmiş… Bunu duyan diğer işçiler namaz kılmak isteseler de izin verilmemiş…

Bazı iş yeri sahipleri namaz kılan eleman tercih ederler… Kazançlarının namaz kılanlara gitmesini, onlara destek olunmasını isterler… O iş yerindeki namaz kılmayan herhangi bir ele man şöyle düşünebilir:

_ 'Benim namaz kılmamamı patron hoş karşılamayabilir… En azından onun yanında namaz kılayım...' Burada rızık endişesi ve patronu razı etme durumu vardır… Namaz kılmamaktan daha tehlikeli bir durum… Şirk durumundan bahsediyorum… Patronun gözüne girmek için kılınan namaz tat vermeyecektir kuşkusuz… Ödülü insanlardan beklenen bir amelin ahiretteki karşılığı yaman olur… Patronun gözüne girmek için namaz kılan bir insan işten atıldığı gün namazı terk eder… Haliyle de Allah’ın rızasını kazanmak için namaz kılamayacağını düşünür…
Patronun gözüne girmek için namaz kılanlara  tavsiyem:

1- Unutmayın ki patronunuza da, size de Allah rızık veriyor…

2- İşe girerken patronunuzla açık açık konuşun… Namaz kılmadığınızı ve kılma sözü de vermediğinizi açıkça söyleyin… Böylelikle muhtemel bir şirke düşme durumundan kurtulmuş olursunuz…

3- Patronunuz ve diğer çalışanlar namazdayken onların niçin namaz kıldıklarını düşünün.

4- Namaz kılmadığınız an Allah'a ihtiyacınızın olmadığını! (hâşâ!) düşünün… Bu düşünce sizi sıkıntıya ve Allah'a karşı mahcup bir duruma sokacaktır…

5- Onlar namazdayken imkân dâhilinde onların namazlarını izleyin… Hayatlarından, onurlarından, kişiliklerinden neler kazanıyorlar / kaybediyorlar… Ki kaybetmediklerini göreceksin…

Eş Baskısıyla Kılınan Namaz

müslüman eş namaz
Eş baskısıyla kılınan namaz bir üst başlıkta açıklamaya çalıştığımız gibi Allah'ın razı olmadığı namazlardan biridir… Daha çok bayanların eşleri tarafından namaz için tehdit edildikleri görülür… Bir bayanın namaz kılmaması eşini üzer kuşkusuz… Namaz kılan bir eş şu psikolojidedir:
 'Allah'ın sevmediği, değer vermediği bir insana ben ne diye değer vereyim! Ben ailemden sorumluyum. Yarın bana sorulur. Namaz kılmayan bir insan diğer ibadetlerinde de tavizler verecektir kuşkusuz… Ailedeki diğer fertler üzerinde de olumsuz tesir yapacağından oldukça sıkıntılı günler geçecektir…

Namaz kılmayan bir eş evde gizli bir düşman olarak görülür. Bir an önce namaza başlaması istenir. Niçin namaz kılmadığı araştırılmadan, tatlı bir dille ikna edilmeye çalışmadan, ailenin diğer fertlerinden destek talebinde bulunmadan, namaz kılanların ve kılmayanların Allah katındaki konumları anlatmadan hemen namaz kılması istenir…

Eşinin hatırı için namaz kılmaya başlayan bir insan ikilem ara sında kalacaktır… Eş baskısı sonucu kılınan namaz sıkıntı vereceğinden her iki tarafın da rızası kazanılamamış olacaktır… Geçenlerde Diyarbakır'dan bir okuyucu aradı:

_ Feyzullah abi eşim namaz kılmıyor. Bu beni çok üzüyor… Ne yapmamı tavsiye edersiniz? Dedi.

Aramızda şu konuşma geçti;

> _ Evlendiğinizde namaz kılıyor muydunuz? 
_ Hayır, abi ikimiz de kılmıyorduk.
_ Eşiniz sizi seviyor mu? 
_ Seviyor abi…
_ İşin kolay o zaman… 
_ Nasıl abi? 
_ Ona Allahın vermiş olduğu ikramlardan bahset. Eşinin Allah'a karşı mahcup olmasını sağla… Ve bir süre sabret… Namazla Allah'a teşekkür edilmesinden bahset… Birkaç tavsiyede bulunduktan sonra telefonu kapadık…

Baskı sonucu namaz kılan bir insan ilerisi için ümitsiz olur… Hiçbir zaman gönülden namaz kılamayacağı kanaatine varır… Şöyle birkaç misal verelim… Herhangi bir yörenin en meşhur yemeğinin hazır olduğu bir sofraya davet ediliyorsunuz… Ama karnınız tıka basa dolu… Yoğun bir ısrar sonucu sofraya oturup birkaç kaşık alıyorsunuz… Sofraya aç oturan bir insanın alacağı lezzeti almanız imkânsızdır… Söz konusu olan yemek sizin için oldukça sıradan bir yemek türü olarak kalacak hafızalarınızda…

Namaz böyledir… Üşenerek kılınan namaz ciddi bir yorgunluk ve sıkıntı verir… Hayatı çekilmez kılar… İlerisi için ümitsizlik baş gösterir ve devam edeceğimi zannetmiyorum diyerek bırakılır… Eşi tarafından baskı altında olanlara şunları tavsiye ederim:

1- Eşinizden zaman isteyin
2- Niçin namaz kılmanız gerektiğini iyi araştırın
3- Namaz kılanlarla beraber olun bir süre
4- Kendi cennetinizi düşünün
5- Eşinize karşı cephe almayın

Anne - Baba yada Aile Baskısıyla Kılınan Namaz

aile baskısı
Bu konuyu iki alt başlıkta inceleyelim; Birincisi gelenekten dolayı kılınan namaz, ikincisi Anne-Baba baskısından dolayı yada aile baskısından dolayı kılınan namaz;

1- Gelenekten dolayı kılınan namaz 


Gelenekten dolayı namaz kılanları toplumumuzun hemen he men her kesiminde görmek mümkün… Anne ve babalarından gördükleri için namaz kılarlar… Buna hedefi olmayan na maz da diyebiliriz… Gelenek icabı kılınan namazların terki kolay olur… Ailede baskın olan kişilerin ölümü ya da benzer durumlarda gelenekte çözülmeler baş göstereceğinden namazlarda gevşeklik ortaya çıkacaktır… Önce namazlar gecikecek sonra teklemeler baş gösterecek sonra da Cuma ve teravih namazları elde kalacak…

2-Anne-baba baskısıyla kılınan namaz 


Birçoğumuz anne ya da baba baskısıyla namaza başladık… Kimimiz baskı sonucu kılınan namazın rayını değiştirdi, Allahın sevgisini kazanmak için kılınan namaza dönüştürdü, kimimiz de baskı sonucu namazdan soğudu, kimimiz; tamam kılıyoruz-kıldım diyerek yalan söyledi, kimimiz de bir daha asla namaz kılmayı düşünmedi… Okuyuculardan çok mailler alıyorum… Kimi nişanlısının namaz baskısından şikâyetçi olup: ''Ya Feyzullah abi nişanlım illa da namaz kılmamı istiyor. Allah için kılmadıktan sonra nişanlımı mutlu etmek için kılmak çok zoruma gidiyor. Sizce Allah namazımı kabul eder mi ki?'' diye serzenişte bulunuyorlar… Cevap olarak da: "Nişanlınızın hatırı için namaz kılmamakla çok haklısınız… Nişanlınız farkında olmadan sizi Allah'a şirk koşmaya davet ediyor…

Tabi bu davet şeytani bir niyetle yapılan bir davet değildir… Tamamen duygusal:) Peki neden davet karşısında bazen agresif olabiliyoruz? Yani nişanlımız ya da babamızın illa da namaz kılacaksın davetini masaya yatırıp kılmaya çalışmıyoruz? Şimdi bu psikolojiden çıkması muhtemel arızaları tespit etmeye çalışalım… Tabi bu arada davet yapan kişinin davet üslubundaki hatalar zincirini unutmuş değiliz…

Niçin namaz kılmamız gerektiği anlatılmayan ve namaz kılmayınca dünya ve ahirette başımıza gelecek sıkıntıları öğretilmeyen bir namaza davet edildiğimizi var sayalım… Kılmıyorum dediğimizde ise evlatlıktan rededilme ya da nişan bozulma tehditleriyle karşı karşıyayız… Namaz kıldığımızda ise mükâfat yine bunlardan… Yani ceza ve mükâfat bunlardan… İşte böylesi bir durumdan faydalanan şeytan, bize şöyle bir telkinde bulunmaz:

"Davet eden kişiyi boş ver… Sen davet edildiğin şeye bak!’’ Unutmayalım ki şeytan çok zeki… Baskıya maruz kalan kişinin yaşına, karakterine ve aile içindeki konumuna göre ayrı zarflar atar… Şimdi biz bu zarflardaki vesveselerden bir kaçını yazalım… Çevremizden gelen namaz baskıları olduğunda şeytandan gelen zarfta şu vesveseler vardır:

* Sana baskı yapacaklar ha!
* Allah'ı kandırmaya çalışmayı düşünmezsin herhalde değil mi?
* Onlar için kıldığında sana baskın gelmiş olacaklar… Onlar kim oluyor da sana baskı yapıyorlar!
* Allah dediği için değil de onlar dediği için kılacaksın öyle mi? Allah'ın yerinde sen olsan kabul eder misin? Ve benzeri vesveseler… Bu gibi durumlarla karşılaşan okuyuculara tavsiyem nişanlısına ya da babasına ya da namaz için baskı yapan herhangi bir kişiye:

* Senin için mi namaz kılmam gerekiyor yoksa Allah için mi namaz kılacağım? Deyin. Vereceği muhtemel cevap:
* Tabii ki Allah için kılman gerekiyor 'olacaktır… Siz de;
* O zaman bana niçin namaz kılmam gerektiğini anlatın. Namaz kılan bir babanın evladı olmam namaz kılmamı gerektirmiyor herhalde! Ya da namaz kılan bir insanın nişanlısı da namaz kılmalı değil herhalde! Madem bu kadar önemli nişanlınızın namaz kılması; neden nişanlanmadan önce sormadınız?

İnsanoğlu yapı itibariyle baskıyı hazmedemez… Ama bu namaz biraz farklı bir konu… Namaz; 'Madem öyle işte böyle' diyerek tavşana kızıp dağa küsmeye benzeyecek bir amel değildir… Nişanlınız-eşiniz ya da babanız size seçme özgürlüğü veren bir yemeğe davet etmiyorlar… Onların davetteki yanlışlığı sizi namazdan soğutmamalı… İnanın onlar iyi niyetle davet ediyorlar ama üslupta hata yapıyorlar… Sizin namaz kılmamakla ne kadar büyük bir yanlışın içinde olduğunuzu gördüklerinden hemen namaza başlamanızı arzuluyorlar…

Başkasının zorlamasıyla kılınan namaz çok sıkıntı verecektir… Önemli olan bu şekilde namaz kılma niyetini Allah rızasına çevirebilmek… Nefse en ağır geleni de işte budur… Çünkü şeytan sürekli: —Sen baban dediği için namaz kılıyorsun. Yoksa kılmazdın. Yarın Allaha ne diyeceksin? Diyerek namazdan soğutmaya çalışır… 'Böyle namaz kılmaktansa hiç namaz kılmamak en iyisidir.' Diyerek nefse en kolay gelen namazı terk etmek tercih edilir… Böylelikle ne bir başkasının baskısı altına girmiş olursunuz ne de Allah'ı kandırmaya çalışmış olursunuz!!! (haşa!) (gözlerinizi kapatarak) Düşünün ki Allah'ın huzurundasınız… Size de niçin namaz kılmadınız? Diyor… Ne cevap vermeyi düşünürsünüz?

—Allah'ım babama kızdım namazı bıraktım…
—Allah'ım nişanlıma kızdım namazı bıraktım…
—Allah'ım baskı yapanlara kızdım namazı bıraktım…

Sizce Allah-u Teala ne der size? Cevabı size bırakıyorum…

Allah Emrettiği İçin Namaz Kılıyoruz

namaz-kılmak-salah
Allah emrettiği için namaz kılıyoruz. Namaz kılanların birçoğu bu sebepten dolayı namaz kılarlar… Allah namazı emrettiği için bunlar da Allah'ın emirlerine itaat etmelerinin gereğini çok iyi bildiklerinden namaz kılıyorlar…

Çok ilginçtir ki namaz kılmadıkları dönemde de Allah'ın emrettiklerini az çok biliyorlardı… Ne oldu bunlara da namaz kılın emrini işittikleri halde sonradan kılmaya başladılar? Yani emre çok sonraları itaat… Madem Allah'ın farz kıldığı ibadetler sizin için bu kadar önemli neden diğer farz olan ibadetlere bu kadar hassas değilsiniz? Aklıma gelmişken sorayım dedim.. Yanlış anlaşılmaya çok müsait bir şeyler anlatacağım.

Diyorum ki; Allah emrettiği için namaz kılıyorum diyenle, Allah'ı çok seviyorum, ve bana vermiş olduğu nimetlerin farkındayım ve O'na teşekkür etmek için namaz kılıyorum diyenlerin namazı bir olmaz. Allah emrettiği için namaz kılıyorum diyen bir insan zoraki olarak namaza yaklaşır… Yani; "Aslında kılmak ağır geliyor, ama ne yapalım bir defa farz kılınmış! Farz kılınmasaydı kıl mazdım!'' Dili böyle söylemese de bu şekilde yaklaşımların verdiği mesaj budur maalesef…

İbadetin şekli ne olursa olsun gönülden yapılmadıktan son ra ağır bir yükmüş gibi gelecektir…

"Namaz = Borç, Namaz = Ağır bir yük, Namaz = Napalım, mecbur" Olarak algılanacaktır…

Evet… Namaz; bir emir… Buna itiraz etmiyorum- hâşâ! Ben, sadece bir ibadete yaklaşım şeklimizin, o ibadetin uzun soluklu olmasına, ona ne kadar katkısı olabileceğine bakıyorum…  Bazı insanlar namazın bir emir olduğuna iman ederek-ki doğrudur bu-ömür boyu namaz kılabilirler… Buna bir şey diyen yok… Ama bir dönem kılmış ve tekrar bırakmış olanların sayısı da az değil…

Bunlar gerekli alt yapıyı oluşturmadan namaza yaklaştıklarında geri adım atma olasılığı bu sebepten yüksek olacaktır… "Emre itaat'' ya da"Emir sahibinin sevgisini, hoşnutluğunu kazanmaya çalışmak'' Emre itaat mantığında insan ile emir sahibinin iletişim bağlantısı kopuyor… Yani önünde bir ibadet var ve ifa edilmesini bekliyor… Hedef bir an önce o yükten kurtulmak. Durum böyle olunca da içi boş, huşusuz, duygusuz, tadsız bir namaz kılınmış oluyor…

Konumuzun dışına çıktık gibi gözükse de çıkmadık, içinde dolaşıyoruz… Devam ediyoruz; Allah emrettiği için namaz kılıyorum diyen kişiler eğer namazlarından tat almak istiyorlarsa;

1- Allah'ı tanımaya çalışsınlar
2- Namaz öncesi Allah ile (sevdiğim ile) buluşacağım psikolojisine girmeye çalışsınlar.
3- Bir vakit namaz kaçırdığınızda bu işin kazası var demeyin… Sevginin kazası olmaz…
4- Emri, sevgiye, tavsiyeye dönüştürmeye çalışın…

"Allah emrettiği için namaz kılmaya çalıştım ama devam ettiremedim'' diyorsanız; Bazı bilgilerden mahrum bir şekilde namaza yaklaşmışsınızdır diye düşünürüm… Neden? Çünkü Namaz kılmak fedakârlık ister… Fedakârlığa giden yol şu merhalelerden geçer;

1- Allah'ı tanımak
2- Allah ile muhabbete geçmek
3- Allah'ın verdiği nimetlerin farkına varmak
4- Allah'ı sevmek
5- Allah’a güvenmek.
6- Ve Allah'ın sevgisini kazanmak için fedakârlık yapmak...

 Bu sıraladığımız maddeleri bu başlık altında anlatmaya çalışmayacağım. Konumuzdan kopmak istemiyorum… Diğer bölümlerde yer yer izah etmeye çalışacağım inşallah… Şimdi de 2. ara başlığımızı ele alalım:

Allah'a Teşekkür Etmek İçin Kılınan Namaz

allah, teşekkür
Allah'ın bizlere olan ikramlarından dolayı  teşekkür etmek için kılınan namaz. Kanaatimizce kılınan namazların en anlamlısı… En içteni… En huşulusu… Kabule en yakın olanı… İnsanları yaratıp başıboş bırakmayan Allah-u teala  yer yüzü ve gökyüzünün tamamını insanların hizmetine vermiştir. İnsanlar yerler, içerler, sahile iner yüzerler, bulutla gölgelenir, buluttan sulanırlar, dağdaki ot ve kırıntılar süt ve et olarak düşer sofralarına, denizdeki balık kolay av olur kendilerine, havasıyla, manzarasıyla hep insanlara hizmet ederler…

Bu hizmet karşılıksız olmayacaktır elbet… İnsanlara güzel bir şekil veren Allah-u Teala bu hizmet karşılığında ihtiyacı olmamasına rağmen güzel bir teşekkür edilmeyi hak etmiyor mu dersiniz? Bakınız hayat kitabımızda bizlere neler neler verdiğini hatırlatıyor;

* "Gökten bir su indiren de O'dur. Biz bununla her tür bitkiyi çıkardık. Ondan da taze ve yeşil bitki(ler) çıkardık. Ondan da birbirinin üstüne binmiş (başak olmuş) taneler meydana getirdik. Hurma tomurcuğundan birbirine yakın salkımlar, birbirilerine hem benzeyen hem de benzemeyen üzüm bağları, zeytin ve nar bahçeleri de (bitiririz. Her birinin) meyvesine, bir (ham) meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakıverin. Şüphe yok ki bütün bunlarda iman edenler için birçok ayet vardır.''

* "Allah'ın gökten su indirdiğini görmedin mi? Biz onunla çeşitli türden meyveler çıkardık. Dağlardan beyaz, kırmızı çeşitli renklerde ve son derece siyah yollar (yaptık.)"

* "Davarlarda da sizin için elbette ibret vardır. Size onların karınlarındaki dışkı ile kanları arasından içenlerin boğazından kolaylıkla geçen halis bir süt içiriyoruz.

Allah-u Tealanın verdikleri bunlarla sınırlı değil tabiî ki. Açın buzdolabınızı, görün, gördüklerinizin tamamı hizmetimize sunulmuş… Bizlerden anlamlı ve içten bir teşekkür bekleyen Allah-u Teala bakın, nimetlerin farkında olmayan bizler için ne söylüyor;
3   En'am.99 4   Fatır.27 5   Nahl.66

"Gökte ve yerde nice belgeler vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler.''

Dünya meşgalesi, kazanma hırsı ve nefsimizin istekleri çoğu şeyleri unutturdu bizlere… Oysaki ikram eden el teşekkür bekler… Bizler yeryüzünde nimetler içinde nankör nankör günümüzü gün ederken bakın Allah-u Teala bizlerin hallerinden nasıl bahsediyor;

"Şüphesiz Rabbin insanlara bir lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.''

Evet… Birçoğumuz bile bile ikram eden ele teşekkür etmedik… Devam ediyoruz;

"… Allah şükredenlere mükâfat verecektir''

"… Kim dünya nimetlerini isterse ona ondan veririz. Kim de ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız."

Yapacağımız teşekkür karşılık görecek ve cennet kapıları bizlere açılacak… İstenilen teşekkür ne onur kırıcı, ne yorucu, ne de bıkkınlık verici… Bu teşekkür çeşitlerinden biri de namazdır. Allah-u Teala kendisine namazla da teşekkür etmemizi istemiştir;

Namazla yapılan teşekkür 


Her ibadetin kendine özgü bir durumu olduğu gibi diğer ibadetlerle de bir ilişkisi vardır. Bu ibadetlerden birisi de namazdır. Namaz müslümanı muttaki yapan ibadet olarak önemlidir. Kur'an-ı kerimde namaz üzerinde sıkça durulmuş, namazın sadece şekle münhasır kılınacak fiziksel hareketler olmadığına özellikle dikkat çekilmiştir.
6   Yusuf.105 7   Neml.73 8   Al-i İmran 144 9   Al-i İmran 144

Kur'an-ı kerim, namazı her zikrettiğinde onun üzerinde ciddi manada tefekkür edilmesi, özünün yakalanmasının gerekliliği üzerinde durur. Kur'an'da namazın zikredildiği hiçbir ayette sadece namaz kılın ifadesi yoktur. Namazı ikame edin, namazı dosdoğru kılın yerli yerinde yapın ifadesi vardır.

"Şüphesiz ki namaz, insanı kötülüklerden, yanlış yapmaktan, aşırılıktan alıkor.''

 Denmektedir Her haliyle anlaşılıyor ki namaz bir denge halidir. Namaz: insan için, insanın nefsi için zor gelebilecek başka bir varlık önünde ayağa kalkmak, eğilmek ve yere kapanmak gibi bir muh tevaya sahiptir. Namaz, peygamberimizin buyurduğu gibi; mü'minin Allah'a olan yükselmesidir. Ve yine o'nun buyurduğu gibi namaz: insanın Allah'a karşı duruşunda alacağı pozisyonun rotası ve zeminidir İnsanı Allah’a bağlayan önemli farz ibadetlerden biridir namaz.

Müslümanın gün içerisinde sorumlulukları hatırlaması şuurlan ması, eksikliklerini ve fazlalıklarını fark etmesine neden olan iba dettir namaz Özellikle secde hali çok anlam ve muhtevaya sahiptir. Allah Resulü, secde: "Mü'minin rabbine en yakın olduğu andır'' Demektedir. Bu coşku ve heyecan verici hadisten, her Müslüman istifade edebilmenin imkân ve yollarını aramalı ve oluşturmaya çalışmalıdır Allah'la (c.c) konuşmak isteyen, görüşmek isteyen, ona derdini ve sıkıntısını açmak isteyen, onunla heyecanını, mutluluğunu paylaşmak isteyen namaz kılsın diyen peygamberimiz ne güzel söylemiş…
10   Ankebut–45

Namazla Allah'a nasıl bir mesaj ulaştırmış oluruz? 


Diğer dinlerdeki ibadetleri bildirme ve davet yöntemleri bakımından bir benzeri olmayan evrensel bir çağrı olan ezanla start alıp ve tüm dikkatiyle, tüm benliğiyle ve tüm şuuruyla kıya ma geçer müslümanımız… Allahu ekber! (Allah en büyüktür) tekbir lafzıyla teşekküre başlayıp ellerini bağlar. Artık müslümanımız Rabbinin rızasını kazanmak için, kendisine verilen nimetlere teşekkür için, Rabbinin büyük ve güçlü kendisinin ise Rabbine muhtaç ve aciz olduğunu ispat için ağaç gibi ayaktadır…

Hiçbir güç onun o ha lini bozamaz Artık Rabbiyle konuşma vakti gelmiştir. Besmeleden sonra subhaneke ile başlar Rabbini övmeye… Ey Allah'ım! Seni hamdin ile tesbih ve tenzih ederim. İsmin mübarektir. Azametin yücedir ve senden başka ilah yoktur.''dedikten sonra kur'an'ın ilk suresi olan fatiha'yla devam ederek yine Rabbine övgü dolu mesajlarla der ki:

 ''hamd: âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. (O, aynı zamanda)rahmandır rahimdir. Din gününün (hesap)de sahibidir…''

namaz teşekkürdürMüslümanımız, fatiha'yı okurken Rabbimize ne dediğini bilir bir tavırla tevhidin zirvesine çıkıp şirkten uzak bir şekilde ayeti kabul eder ve der ki: ''Rabbimiz! Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz.'' İbadetin ve yardım istemenin tek merciinin Rabbimiz olduğunu kabullenir bir vaziyette teşekkür/dua/yalvarma cümleleri ile dua eder: "Bizi doğru yola ulaştır. Kendine nimetler verdiğin kimselerin yoluna… Gazabına uğrayanların ve sapıkların yoluna değil'' der. Bir de kısa ya da uzunca bir ayet okuyup rükuya eğilir. Belki de bu güne kadar hiçbir güce, kuvvete, sisteme ve şahsa karşı yapmadığı bir pozisyon.

Gururlanmış bedenin bükülmesiyle yaptığı kulluğu dil ile devam ettirerek der ki: Subha ne Rabbi yelazim (yani yüce Rabbimi tesbih ve tenzih ederim)'' hem de 3,5,7 defa O pozisyonda da Rabbi'ni över ve düşünür: benim belimi kırıp, bu pozisyona gelmeme sebep ne? Kime karşı eğiliyorum? Elbette ki Rabbime karşı eğiliorum der ve bu pozisyonla sanki'' ey inananlar: rükû edin, secdeye varın, Rabb'inize kulluk edin. İyilik yapın ki saadete erişesiniz. Ayetini yaşar Rükûdan kalktıktan tekrar kıyama geçinceye kadar ki vakti de boşa harcamayıp: semi Allah'u limen hamideh (Allah kendisine hamd eden kulunu işitti/işitir) sözünü söyleyip Allah'ın rahmetini umarak rükûdan başını kaldırır.

Tabiî ki övgü dolu cümleler bununla da kalmayıp devam eder ve der ki: Rabbena lekel hamd(ey rabbimiz hamd sana mahsustur) Bu kadar hazırlık cümlelerinden sonra Rabbine çok yakın olma, onunla dostluğu arttırma, güzel olan her tür istek ve duada bulunmanın zamanı ve tavsiye edilen mekânına az kalmıştır. İnsanı, Rabbinin huzurunda iki büklüm yapan bir duruş.

"SECDE'' 


Sanki secde ile Rabbine şöyle der:

Rabbim senin huzurunda gururlanmış boynum ve burnum işte bak ayaklarımla bastığım yerde… Rabbim! Sen güçlü ve ibadete layıksın… Ben ise güçsüz ve sana muhtacım… Sana yemin ederim ki hiç kimsenin huzurunda boynumu (10cm) bile aşağı eğmedim. Bana olan ikramına ve büyüklüğüne karşı işte böyle iki büklüm olarak sana olan teşekkürümü secde ile ifade ediyorum… Sen beni bağışla Allah'ım… Çünkü sen Ğafur sun… Günahları bağışlayansın… Beni razı olduğun kullarından eyle! Ve sesli duaya gelinmiştir artık.''subhane Rabbiyel ala(ey yüce Rabbim! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim)''der ve düşünür. Kendisini bu duruma sokan sebep ne idi?

Secdeden ikinci kez kalktıktan sonra aynı hareketleri birkaç kez tekrarlayıp oturur. Artık müslümanımızın alnı pak ve parlaktır. Oturarak teşekkürden sonra sağ ve soldaki hafıza meleklerine selam verir ve namazını bitirir. Müslümanımız öyle bir teşekkür etmiştir ki: teşekkür ederken ne yorulmuştur, ne acı çekmiştir, ne de onuru kırılmıştır… Namaz bir arınma, bir hatırlatma ve teşekkürdür. Günde beş defa bu duygularla tekrarlandığında inanıyorum ki birçok kötülüklerden uzaklaşırız. Çünkü: muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alı kor…

Namaza Başlamayı Bir Kaç Defa Denedim Ama Olmadı

namaz, deneme, başlamak
Bir kaç defa denedim ama alışacağımı zannetmediğim için bıraktım. Çoğu zaman her yaş gurubundan işittiğimiz bu mazeret, tedavisi en kolay mazeretlerden biri… Bu mazerete sığınan kişiler namazın kılınması gerektiğinin az da olsa farkındalar… Yani namaza karşı değiller… Sadece bir kaç deneme yapmışlar, kıldıkları namazın devamlı olacağına kanaat getiremeyince ilk başlığımızda anlattığımız mazerete sığınarak namazdan vazgeçmişler… Bu kişiler de şeytanın kurbanları arasında…

Ama bu kez şey tan, yardımcılarını da kullanarak muhataplarını namazdan soğutmaya çalışmış… Doğru bir şekilde öğrenildiğinde bırakılması mümkün gözükmeyen namaz; yanlış anlatım, eksik anlatım, yanlış anlama, ya da eksik anlamaya kurban gidince hayatımızdaki yeri oldukça sıkıntı oluşturacağından terki kolay olur… Şimdi bu bahanenin muhtemel çıkış ortamını bulmaya çalışalım…

Hangi durumlarda şeytan bu bahaneyi teklif eder muhatabına… Biraz kendi hayatımdan biraz da çevremdeki gözlemlerimden şu sonuca ulaştım: Aşağıdaki dört soruya verilen cevaptan çıkarabiliriz mazeretin çıkış noktasını…

1- Niçin namaz kılmak istedikleri,
2- Kendilerine namazın nasıl anlatıldığı,
3- Hangi ortamda namaz kıldıkları ve
4- Hangi psikolojide namaz kıldıkları…

Şimdi sorularımızı masaya yatıralım ve bu sebepten namazı terk eden kişilere tek tek çözümler üretmeye çalışalım. Aşağıda sıralanan konuları görmek için üzerilerine tıklayın.

Niçin namaz kılıyoruz? 


1- Allah emrettiği için
2- Baba baskısından dolayı
3- Eş baskısından dolayı
4- Patronun gözüne girmek için
5- Namazın insanı huzurlu kılacağı anlayışından dolayı
6- Belirli bir konuma gelebilmek için
7- O an içimizden geldiği için
8- Allah’ın bizlere olan ikramlarına teşekkür etmek için
9- Namazı terk etmenin çok büyük bir günah olduğu düşüncesinden
10- İçimizdeki inançsızlığı gizlemek için
11-Gelenekten dolayı kılınan namaz
12- Özel günlerde kılınan namazlar Şimdi yukarıdaki on iki maddemizi tek tek açıklamaya çalışalım.

Namaz Kılmaya Kendimi Henüz Hazır Hissetmiyorum

namaz kılmaya hazır değilim
Birçok ibadetin önüne kocaman set çeken bir mazeret olan "kendilerini henüz hazır hissedemedikleri'' mazereti, her ne kadar da masumca ağızdan çıkmış olsa da bu tamamen şeytanın attığı bir zarftır. Bu mazeretin arkasına sığınarak kolayca namazı terk edenlerle konuştuğumda; birkaç defa namaz kılmaya çalıştıklarını fakat gereken hazzı alamadıklarını; bu sebeple de namaz için kendilerini hazır hissedinceye kadar ertelediklerini söylediler… Sanki anlaşmışlarcasına namazda gereken hazzı alamayan herkes bu mazeretin arkasına saklanıyor… Namazlarında huşu duymayanların önünde iki seçenek var:
  1. Ya namazlarında huşu duymak için arayış içine girecekler, 
  2. Ya da kendilerini hazır hissedene kadar namazdan uzak kalacaklar… 
Şimdi elimizi vicdanımıza koyalım ve değerlendirme yapalım: Namazdan uzak kalarak çözüme ulaşabilir miyiz? Bu dosyamızda kılacağımız namazdan nasıl huşu duyabiliriz sorusuna cevap vermeyi düşünmüyorum… İlerleyen sayfalarda değineceğim inşaallah… Bu mazerete sığınanlarla şeytan arasında şöyle bir diyalog geçmiştir; Şeytan: Öyle bir namaz kıldın ki, bunu sen bile beğenmedin! Allah nasıl beğenip kabul edecek? Bu vesvese ok gibi saplanacak beyne… Ve kısa bir zaman zarfında Allah ile empati yaparak kendisini yadırgayacak:

-"Bu nasıl namaz? Ne okuduğun surelerin manasını biliyorsun ne de namazda sadece beni düşünüyorsun… Aklına türlü türlü şeyler geliyor! İmtihan sonucunu düşünüyorsun, elde edeceğin karı düşünüyorsun! Hep dünyalık şeyler bunlar! Böyle bir namazı kabul edemem ben! Namaza iyice adapte olana dek sana kızmıyorum… İyice hazırlan sonra gel!'' 

Tamamen şeytanın yaptığı bu telkin anında kabul görür… Ve muhatabımız rahatlar… Öyle bir namaz anlayışına sahip olmuşlardır ki; kendilerini hazır hissedene kadar namazdan muaf kalacaklar… Kendilerine ahirette, kılmadıkları dönem namazları sorulmayacakmış gibi rahat edecekler… Kesinlikle Allah'tan şöyle bir sesi işitmek istemeyeceklerdir: "Ey filan kulum! Namazlarını düzeltmeye çalış!!!" Şimdi tekrardan bu mazerete sığınanlara soralım: Kendinizi namaza hazır hissetmediğinizden namazı bıraktığınızı söylüyorsunuz… Peki;
  • Kendinizi ne zaman namaz için hazır duruma getirmeye çalışacaksınız?
  • Namazınızın devamlı olması için nasıl bir programınız var? 
  • Ne zaman start vereceksiniz?
Vereceğiniz zaman dilimine kavuşmadan ölmeyeceğinize dair bir belge var mı elinizde? Bu yazdıklarımı sakin bir kafayla düşündüğünüzde hiç de ak lınıza gelmeyen şeytanın sizi çok farklı bir yöntem kullanarak kandırmaya çalıştığını göreceksiniz… Aslında şeytan çok basit bir tuzak hazırlamış… "Namazdan uzak durarak namaza hazırlan!!!"yok  böyle bir şey yaaa… Akla şöyle bir sorunun gelmesine şaşırmam ve bunu beklerim:

Peki, ne yapmalı? Bu şekilde kılmaya devam mı edeceğiz yani? Cevabı o kadar basit ki; evet… O şekilde de olsa kılmaya devam edeceğiz… Bıkmadan… Usanmadan… Amma, bu arada da huşu duymak için çözümler arayacağız… Unutmayalım ki namazdan uzaklaştığımız oranda şeytana yaklaşırız… Bu mazerete sığınıp da namazdan uzaklaşanlar nasıl bir namaz hayal ediyorlar acaba? "Namazdayken akla dünyevi hiçbir şey gelmemeli… Her şey dört dörtlük olmalı…'' Güzel bir temenni ama inanın çoğu namazlar maalesef arzuladığımız gibi olmuyor… Bu, namazı terk edeceğiz anlamına gelmemeli… Yani huşusuz namaz kılmaktansa hiç namaz kılmamak olmuyor…

"kendimi henüz hazır hissetmiyorum'' demenin başka bir alt yapısı daha olmalı… Namazı insandan uzaklaştıran bu anlayışın beslendiği ortamların acilen incelenmesi lazım… Bazı okuyucularımla birebir görüştüğümde bu bahanelerin çıkış merkezinin işlenen günahların devam etmesi ve o günahları bırakmaya pek de gönüllerinin olmaması dikkatimi çekmişti…

Bu durum namazla çelişince; o kişilerce bırakılmaya en müsait a me lin namaz olduğunu görürüz… Peki, neden? Çünkü haramlar nefse çok tatlı gelir, namaz ve benzeri ibadetler ise haramlar kadar nefse hoş gelmez… Namaz ve günah… Ateş ve barut misali birbirlerinden pek hoşlanmazlar… Na maz, günahtan; günah namazdan etkilenmeye mü sa id dir… Günahından taviz vermek istemeyen bir insan namaz esnasında çelişkiyi anında görür ve: "kimi kandırıyorum?'' Der… Tam o esnada insan düşmanı şeytan sağdan yanaşarak: Evet haklısın… Kimi kandırıyorsun? Ya adam gibi namaz kıl günahı sıfıra çek, ya da namazı sıfıra çek… Hemen karar ve rilmeden önce vicdan denen şeyin rahatlaması için yine Allah ile kısa bir empati yapılır: "Ey günahkâr kulum! Günahınla sevabınla sen benim kulumsun… Her ne kadar günah işlesen de benim sonsuz rahmetimden dolayı seni bağışlarım…

Bu arada günahlardan bıkıp tövbe edene kadar namaza yaklaşma! Ne zaman karar verirsen,o zaman namaza başla…Şimdilik serbestsin!'' haşa!!! İnanın bu ya da benzeri iç konuşmalar yaşanır… Ve özgürce günahlar işlenmeye devam edilir… Namaz için kendini ha zır hissetme yaşı emekliliğe ayrılma yaşına kadar ertelenir… Ey bu sebebe sığınan kardeşim, bacım! Vallahi şeytan erteleme virüsünü size aşılamış… Unutmayın ki şeytan size namaz kılmayın demez… Sürekli erteletmeye çalışır… Şeytan umduğumuzdan daha zeki ve daha uyanıktır… Unutmayın ki ne kadar günah işlemiş olursanız olun devam edip kılacağınız namaz gün gelir işlediğiniz günahlardan uzaklaştırır sizi… Bakın yaratanımız ne diyor:

"Sana vahyolunan kitabı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz insanı hayâsızlıktan ve münkerden alıkor. Allah'ı zikretmek ise elbette ki en büyüktür. Allah ne yaptığınızı bilir.''

Günah ve namaz… Bu ikilinin bir arada olamayacağı düşüncesi insan yapısına terstir… Bizler insanız… Ne melek ne de peygamberiz… Günah işlemeye meyyal yaratılmışız… İşlediğimiz günahlar ayrı bir şey, namazı terk etmemiz apayrı bir şey… Hatta Resulullah aleyhisselam ne güzel buyurmuş: "Mü'min kul abdest alırsa; mazmaza yaptığında ağzından gü nahları dökülür, burnuna su alıp sümkürdüğünde burnundan günahları dökülür, yüzünü yıkarken yüzünden günahları dökülür.(kollarıyla birlikte) ellerini yıkadığında –tırnaklarının altı dâhil­ ellerinin tümünden günahları dökülür… Başını mesh ettiğinde ­kulakları dâhil­ başının tümünden günahları dökülür… Ayaklarını yıkadığında­tırnakları dâhil­ ayaklarının tümünd en günahları dökülür… Sonra camiye gidişi ve namaz kılışı onun nafile (fazladan getiren ameli) olur…2 Suphanallah! Allah'ın şu merhametini görebiliyor muyuz? Günahların üstüne turnusol kâğıdı gibi düşüyor… Eğer namaz kılan bir insan için günah işlememe şartı olsaydı bu tür müjdeli haberler olmazdı…

Bu paragrafı okuyan bir kişinin aklına:
"madem abdest bile günahlarımızı döküyor günahlarımızdan vazgeçmenin ne anlamı olacak ki?'' düşüncesi gelebilir… Tamamen şeytanın özel kaleme aldığı bir vesvese olan bu söz, Allah'ın, kullarına sıcak yaklaşımını suiistimalden başka bir şey değildir… İşlenen günahın cinsi ve büyüklüğü ne olursa ol
1  Ankebut, 45 2  Malik-Ahmet-Nesei.

sun, o günah namazla olan birlikteliğine bir süre sonra son verecek zaten… O günahı işleyen kişi Allah'ın her şeye rağmen günahları bağışlayacağını vaat etmesi altında ezilecektir kuşkusuz… Gün gelecek devam ettiği o günahı işlemeye utanacak ve terk edecektir… İşte burada o günahtan vazgeçtiren iki unsurdan biri her şeye rağmen devam edilen namaz ve Allah'ın bağışlayacağını vaat etmesidir… Yukarıdaki paragrafı yazarken aklıma kaya parçasına oyuklar açan su damlacıkları geldi… Bir su damlası kaya parçasını oya maz… Bu mümkün değildir… Kayayı oyan, su damlası nın de vamlılığıdır… Sabırla… Bıkmadan… Kararlı bir şekilde eylemine devam etmesidir…  Allah, namaz kılacak kişilerin melek gibi olmalarını şart koşmu  yor… Allah biliyor insanın her an günah işleyebileceğini…

Peki, çözüm ne? 


Namaz çözüm
Bu mazeretten dolayı namazı terk eden ya da kılmayanlara tavsiyem:

1- Her şartta ve koşulda namazlarınızda huşu duymuyorsanız bile geri adım atarak namazı terk etmeyin.

2- Huşu duyuncaya kadar (isterse bir ömür boyu huşu duymayın) namaz kılmaya devam edin…

3- Günahlarınızın çokluğuna aldanıp ta namazdan soğumayın…

4- Mazeret beyanınızın Allah katında geçerli olmadığını bilin…

5- Namazla beraber bırakamadığınız günah ya da günahlar olduğunda, o an şeytanın kulağınıza vesveseler fısıldayacağını unut mayın…

6- Namaz esnasında aklımıza günahlarımızın gelmesi bizi na mazdan soğutmamalı…

7- Namaz kılarak kendimizi namaza hazır hissedelim…

8- Kendimizi hazır hissedince namaza başlayacağım diyen bir insan kılmadığı her namazdan sorumludur…

Şu Yazıları Mutlaka Okuyun:

1- Namaza Başlamayı Denedim Ama Olmadı.

Çocuklara Allah'ın İsimlerini Koymak Günah mıdır?

bebek, islam, islami, isim, ad
Yeni doğan bebeklerine Allah'ın güzel isimlerini koymak isteyen anna babaların aklına çocuklara Allah'ın isimlerini koymak günah mı? Çocuklara Allah'ın isimleri verilebilir mi? soruları gelebilir.

Bu konu hakkında Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı Dini Soruları Cevaplandırma Platformu " Çocuklara Allah’ın isimleri koymak güna mıdır? Bu isimler çocuklara verilebilir mi? " sorusuna şu şekilde açıklama yapmaktadır. 

"Bir anne-babanın çocuğuna karşı görevlerinden birisi ona güzel isim vermektir. Nitekim Hz. Peygamber (sas), bir hadisinde insanların kıyamet günü isimleri ile çağırılacağını belirterek, 'Çocuklarınıza güzel isim koyunuz.' buyurmuştur. Çocuklara Allah’ın isimlerini vermeye gelince, hemen belirtmek gerekir ki Allah’a has isimler çocuklara verilmemelidir. Şayet çocuklara ilahî isimler verilecekse başına, 'kul' anlamına gelen 'abd' kelimesi eklenmelidir. Abdullah, Abdurrahman, Abdurrahim, Abdulkadir, Abdüllatif gibi." şeklinde bu soruyu yanıtladı.

Türbe, Yatır ve Kabir Yanında Kurban Kesmek Sevap mıdır ? Günah mıdır ?

kurban kesmek, adak adamak
"De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir." (En'âm sûresi, âyet 162)

Ayeti kerime de, Kurban olarak anlamlandırılan " nüsük" kelimesi, bazı müfessirlere göre ibadet olarak açıklanmıştır.

Konuma, her zaman iftiharla yad ettiğimiz, üstadımız, büyük şairimiz, iman insanı merhum Akif'in bir şiiri ile başlamak istiyorum. O müthiş insan, bir ömür boyu hurafe ile, şirkle, uyduruk şeylerle mücadele etmiş, vefatına kadar da bu kutsal yoldan bir milim ayrılmamış bir kahramandır!.. Kabri nur dolsun!..

"Ha bu din, iman, takva; inan ki hepsi yalan,
Sen onları kendine, taptırırsın vesselam!
Derdin davan sadece, hepsi nefsi saltanatın,
Şimdilik putu sensin, tapılan menfaatın!
Hey kukla kafalı adam, dinle sözümü tut,
Bunların dilinde Hak, ama kalbi daha put!" (M. Akif)


Teessürle, üzülerek ifade etmeliyim ki, İslam, Müslümanlar, her türlü putçuluğun, çirkin hurafelerin içerisinde debelenip durmaktadır! Beni Ümeyye'nin idareyi işgal etmesi ile birlikte, o gündür, bu gündür bir türlü kendimize gelememiş, belimizi doğrultamamış, süklüm-püklüm bir halde, uydurulan, peydahlanan şeyleri din diye, dini emir diye yaşayıp durmaktayız.

Kendimiz de, biliyoruz, en cahilimiz de anlıyor ki, tüm bu yaşananlar din, dini emir, Kur'anî ifade değildir!.. Ama, ne çare ki, mecbur bırakılmışız, hacısı, hocası, okumuşu, okumamışı, bilgini, bilgisizi, aydını, entelektüeli de bu yanlış çığırda yuvarlanıp, asırları tüketmektedir.

Bilhassa, Anadolu toprakları, Türkiye insanları, serapa türbelerin etrafında, yatır ve kabirlerin yanıbaşında, kendinden geçmiş, yaşadığını unutmuş, ha bire yatanlardan istimdat, medet, şefaat, ümid ederek, ellerini sürmekte, sırtını sıvazlatmakta , daha olmadı, kurbanlar, adaklar adayarak, söz konusu makamların etrafını kan gölüne döndürmektedir.

Allah'tan Başkası Adına Kurban Kesmenin Hükmü


" Allah (cc) buyuruyor : "De ki. Namazım, kestiğim kurban, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O'nun hiç bir ortağı yoktur. Müslümanların ilki olarak bununla emrolundum." (En'âm: 162-163)

" Rabbin için namaz kıl, kurban kes." (Kevser: 2)

Ebu Talha (ra) şöyle rivayet etti: Rasulullah ( s.a.s.) bana dört şeyden bahsederken şöyle dedi: " Allah (cc) kendisinden başkası için kurban kesene, ana-babasına lanet edene, kendisine kısas yapılacak kimseyi saklayana, arazilerin hudutlarını değiştirene lanet etmiştir." (Müslim)

adak-koyun-kurban
Yukarıdaki ayeti kerimelerden ve hadisi şeriflerden anlaşılıyor ki: Allah için kurban kesmek tıpkı namaz gibi Allah katında büyük değeri olan bir ibadettir. Nitekim kurban kesmek Kur'an'ı Kerim'de bir kaç yerde namazla beraber zikredilmiştir. 

Allah için kurban kesmek önemli bir ibadet olduğu gibi Allah'tan başkası için kurban kesmek de büyük şirklerdendir. Putlar için, mezarlar için, kendisine fayda sağlayacağını zannettiği ölü veya diri bir kimse için ya da bir kimseye saygı gösterdiğini belli etmek için kurban kesmek büyük şirktir.

Bir Sinek Yüzünden Biri Cennete, Diğeri Cehenneme Girdi


Kurban kesen kişi ister doğrudan doğruya Allah'tan başkasının adını zikrederek kurban kessin, isterse Allah'a yaklaşacağını zannederek Allah'tan başkasının adıyla kurban kessin farketmez, büyük şirk işlemiş ve İslam dininden çıkmış olur. Allah'tan başkası için hayvan kesilirken Allah'ın ismi zikredilse bile bu hayvanın etini yemek haramdır.

Fakat Allah rızasını kazanmak niyetiyle Allah adına kurban kesip; " Allah'ım! Bundan meydana gelen sevabı falan kişiye ver" demek caizdir. Tarık b. Şihab (ra) Rasulullah (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

"Bir sinek yüzünden adamın biri cennete,diğeri de cehenneme girdi." Sahabeler: "Bu nasıl oldu ey Allah'ın Rasulü?" dediler. Rasullulah şöyle buyurdu:

"İkisi beraber bir şehre uğradılar. Bu şehir halkının oradan her geçenin mutlaka kurban takdim etmesi gereken bir putları vardı. Birine: "Bir kurban takdim et" dediler. O da: "Takdim edecek hiç bir şeyim yok ki" dedi. Onlar da: " Hiç değilse bir sinek takdim et" dediler. O da bir sinek takdim etti, yolunu açtılar, serbest bıraktılar. Allah (cc) o kişiyi bu amelinden dolayı cehenneme soktu. Diğerine. "Sen de takdim et" dediler. O da: "Allah'tan başka hiç bir şeye sinek dahi takdim etmem" dedi. Boynunu vurdular. Ve o adam bu yüzden cennete girdi." (Ahmed)

Bu hadisten anlaşılıyor ki sırf başkalarının kötülüğünden korunmak için Allah'tan başkasına, istemeyerek ve kıymetsiz bir hayvanı dahi olsa kurban etmek, insanın cehenneme girmesine sebep olur. Bu da bir sinekle dahi olsa bile Allaha şirk koşmanın ne kadar büyük haram olduğunu gösteriyor. 

Diğer kişinin ölümü göze alıp imanında sebat etmesi mü'minlerin şirke karşı tutumlarına çok güzel bir örnektir. Mü'minlerin şirkten şiddetle kaçınmaları ve şirke düşmemeye dikkat etmeleri imanın bir şartıdır. Çünkü insan bilmeden de olsa, cehenneme girmesine sebep olabilecek bir şirk işleyebilir. 

Cehenneme giren kişi Müslümandı ve daha önce cehenneme girmesine sebep olabilecek bir amel işlememişti. Çünkü Rasulullah (s.a.s) " Bir sinek yüzünden cehenneme girdi." buyurmuştur. 

Müslümanların hayır ve şer hiç bir ameli küçümsememeleri gerekir. Zira müşrikler bile işlerin ne maksatla yapıldığına önem verirler. Böyle olmasaydı müşrikler adamı bir sinek kurban ettiği için asmazlardı."

Hakikaten, Türkiye coğrafyasını baştan sona gezecek, görecek olsak, nelere şahit, ne tür rezaletle karşılaşır, neler müşahade ederiz. Tabii ki, millet olarak, kitle olarak kabirlerimizde olacak, türbe ve yatırlarımız da bulunacaktır!.. Bu hususa, kimsenin bir söz demeye, eleştirmeye hakkı ve hukuku bulunmamaktadır.

Lakin, mes'elenin garip olan tarafı şudur: İnsanlarımızın, oralara giderek veya kurban adayarak türbe-yatır çevrelerinde adaklarını kesmeleri, kesilen kurbanın kanlarını zikredilen mahallere sürtmeleridir. Sonra da, " Ey türbe!.. Ey Kabir sahibi!.. Bak!.. Bizler, sana geldik, senin yanında kurbanlarımızı kestik, bunu bizden kabul buyur!" dercesine ricada bulunmaları, yardım istemeleridir.

Çünkü, bu tür bir eylem ve amel, ne Rasulullah (sav)'in , nede Sahabe-i kiram devirlerinde vuku bulmamıştır!.. İnsanımız, ne zaman Kur'an Müslümanlığından uzaklaşmaya başladılar, rivayet kültürlerinin, " dedim" "dedi"lerin kurbanı oldular, camii kürsülerinde hikayeler anlatılmaya başlandı işte, o tarihten bu yana mevzu bahis edilen yerlerde bu çirkinlikler, böylesi şirkler işlenmeye başlanmış oldu.

Hollanda ülkesinde, yakinen tanıdığım bir dostum vardır. Evladı, ne zaman bir kaza geçirse, ne zaman çocuk bisikletten düşmüş olsa, hemen, hanımına, " Çabuk olun, bir kurban kesin de çocuk bir daha kaza geçirmesin" telkinini, tembihini hiç bir zaman unutmam. Oysa,

Adak kurbanlarını yerine getirmek dini, vacib olan bir vecibedir!.. Adak yapılırsa, adak sahibinin sözünü yerine getirmesi, kurban kesmesi lazımdır. Bundan umulacak fayda sadaka sevabıdır!.. Fakirlerin, olmayan muhtaç insanların müstefid olmalarıdır. Ama, bunu tutar da, " Çocuk, bir daha düşmesin, ayağı, başı yarılmasın" amacıyla kurban kesilirse, sonucu ağır olacak.. Çocuk, ikinci, üçüncü kez kaza geçirdiği vakit, inkar, red başlamış olacaktır.

Kabir, mezar, türbe, yatır başlarında kesilmekte olan kurban kesme ameliyeleri benim nazari dikkatimi çekmektedir. Daha doğrusu benim imani, vicdani açıdan hoşuma gitmemektedir!..
Bir kere, türbe ve yatır yanları, kurban kesme mahalli değildir!.. Kabir niçin ziyaret edilir? Tabii ki, orada medfun bulunan zata selam verilir, dua edilir ve o makamdan, o yerden ibret alınır, dünyanın fani olduğu düşünülür, ölüm hatırlanmış olunur.

Ama, böyle yapmayıp da, kabirlerden, yardım, medet, istimdat beklenirse, bu tavır, şirk değil de ne olabilir?

Aslında, insanlarımızı bu tür şirk vari şeylerden kurtarmak için, cami kürsülerimizde, minberlerinde bunun üzerinde durulması, anlatılması gerekir. Hem de, bıkmadan, usanmadan, bıkkınlık getirmeden anlatmak, izah etmek en büyük hizmet olacaktır.

Yani, günümüz Müslümanlarının, Kur'an'a yönelmesi, onu çok çok okuması, anlaması ve yaşaması şer'î bir zorunluluktur!.. Onu ne kadar çok okur, anlar ve yaşamış olursak, vallahi, şirkin kapısı kapanacak, hurafelerin çoğalma alanları tıkanmış olacaktır.

Rabbim!.. Aziz milletimize, Kur'anî bilinç nasip eylesin. Selam ve dua ile.

Şerafettin Özdemir

Hurafeler İslamiyet'e Nasıl Girmiştir ?

Hurafeler
"Senden önce de hangi memlekete uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklıları: Babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız, derlerdi." (Zuhruf sûresi, âyet 23)

Dün olduğu gibi, bu günde, Müslümanları içten içe koflaştıran, çürüten, gayesiz, işlevsiz hale getiren çirkin hurafelerin, İslam'ın bünyesine nasıl girdiğini, nerelerde barındığını, uygun ortam bulduğunu açıklamaya çalışacağım.

Bir kere, hurafe denilen saçma fikirler, düşünceler ve ameller, Müslüman kesimlerin okumamasından, cahillikten ve cehaletten nemalanmakta, barınma, çoğalma, yaşama alanları bulmaktadır.

Hurafelerin bünyemize giriş menfezleri, her yerde göze çarpmakta, camilerden tutunda, Kabe'ye hacca gitmiş hacı kardeşlerde bile tezahür etmektedir!

Örneğin; Türbelerin etraflarını ülkemizde tavaf edenler olduğu gibi, kutsal yerlerde de, Suriye'de, Irak'ta ve Hicaz bölgesinde de, türbe perestliğin canlılığını koruduğu, türbelerden, yatırlardan onlara tapınırcasına istimdat, himmet, yardım, şefaat, dilek, taleplerde bulunulduğu bilinen bir gerçektir.

Türbeyi Tavaf Ediyoruz (!)


Hiç unutamadığım bir olay; 1983 yılında Irak ülkesi üzerinden Hacca gitmiştim. Bağdat şehri, Azamiye mahallesinde dinlenme molası vererek, İmamı Azam'ı ziyaret etmiştik.. Mola bitti, namazlar kılındı, otobüsler hareket etmek üzeredir. Ama, gelin görün ki, iki hacımız eksiktir.

Anons yapıyorum, sesleniyorum, gelen-giden yoktur. Yeniden mescide koştum. İçeri girdiğim zaman, bir de ne göreyim, bizim iki hacı adayı, karı-koca, İmamı Azam türbesinin etrafında tavaf yapmaktadırlar. Öfkelensem, bağırsam, çağırsam ne işe yarayacaktır? 

Dedim ki: "Yahu hacı efendiler. Siz burada ne yapıyorsunuz, ibadetiniz daha bitmedi mi?" demem üzerine, hacı adayları karı-koca ne dese beğenirsiniz? "Hocam! Türbenin etrafında beş altı defa döndük, iki defa daha dönersek, türbeyi tavaf etmemiz bitecektir (!)" dediler.

Bu noktadan hareketle, şunu demek istiyorum: Dünkü zamanlar da, Irak ülkesi mahvı perişan olurken, ırzı, iyali, namusu, iffeti ayak altı olurken, ülke olarak komşumuz Suriye talan edilirken, taş taş üstünde bırakılmazken, son birkaç günden bu yana, Yemen ülkesinin, insanlarının başlarına yağdırılan bombalar, uçaklar, ölüm kusan mermiler niçin Yemen insanını serapa yerlere sermiştir? 

Benim bildiğim, zannım, yorumum, anlamam şudur: Mezhep bağnazlığı, Sünni-Şia kavgası, Aşiretçilik, nefsaniyetçilik, İslam'ı anlamama, bilmeme yüzündendir, diyorum. İsterseniz, " Gönül gel gidelim" başlıklı şiirimden bir kaç kıta alarak, yolumuza, mevzumuza devam edelim:

Para Atma
"Kerkük'te feryat var, içler acısı,
Karabağ kan ağlar, dinmez sancısı,
Çeçen, Azeri'nin, hoca, hacısı,
Gönül, gel gidelim, Taşkent'e doğru.

Türkiye'm, Hazar'la, kucak kucağa,
Özdemir, uyarır, gelmen tuzağa,
Sarılın, birleşin, gitmen uzağa,
Gönül gel gidelim, Vahdete doğru.." ( Ş. Özdemir)

Evet, vahdeti, birliği, bütünlüğü, kardeşliği kaybettik. Niçin kaybettik? Çünkü, hurafeler, dört bir yanımızı sardı, sarmaladı, gırtlağımızdan sıkarak, Müslümanları nefes alamaz hale getirdi de onun için. Şu alıntımı birlikte teati edelim:

" Şirkin bir ateizm olduğunu sanmak veya iddia etmek: Kur'an Mekke müşriklerinin Allah'ı kabul ettiklerini açıkça bildirmektedir. " Onlara gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş'i ve Ay'ı kim boyun eğdirdi?' diye sorsan, mutlaka şöyle diyeceklerdir: 'Allah'. Peki nasıl oluyor da döndürülüyorlar?" (Ankebut 61,63. Ayrıca bakınız Lukman 25, Zümer 38, Zuhruf 9, 87)
Kaldı ki Arap cahiliye şiirinde Allah bütün yüceliği ve aşkınlığı ile yer almıştır. Müşriklerin Allah'a karşı tavırları asla söz konusu değildir. Onların tevhit inancı ve peygamberleriyle problemleri Allah'ın yanına-yöresine ekledikleri aracı-şefaatçı alt-ilahlarının yok sayılmasından kaynaklanmaktadır.
Bu alt- ilahları yok saydığı içindir ki, Hz. Peygamberi atalar dinine ihanet etmekle suçladılar. Mekke müşrikleri kendilerini Allah'ı yakınları ve Beytullah'ın gerçek hizmetçileri sayıyor, bununla övünüyorlardı. Hz. Peygamber ve arkadaşlarını ise Beytullah'a musallat olmuş zındıklar olarak görüyorlardı.
Kısacası şirkin Allah'ı inkara ilişkin hiç bir sözü ve tavrı yoktur. Onun şikayeti, insanın Allah'a kulluğunda aracı, cennete gidişinde şefaatçı olarak görüp devreye soktuğu alt-ilahların kabul edilmemesidir. kişi, kavram, kurum, kudret ve nesne olarak değişik görünümleri ve sembolleri olan bu aracılar kabul edildiği anda şirkin peygamberler ve tanrısal kitaplarla hiç bir alıp vereceği kalmıyor. Ne var ki böyle bir kabul, peygamberlerin tanıttığı dinin inkarı oluyor.
Şirkin bir dinsizlik olduğunu sanmak veya iddia etmek: Bu da büyük bir yanılgıdır, yanlış bilgidir. Kur'an şirki bir din olarak anmakta ve tanıtmaktadır. Hem de zorlu ve köklü bir dindir şirk. (bk. Kafirun Suresi)
Müşrikler dinsiz insanlar değildir, Hak dinin veya nübüvvetin tanıttığı dinin dışında bir din benimseyen insanlardır. Onlar kendi dinleri içinde dindar insanlardır. Kur'an onların Beytullah içindeki namazlarından bahsetmektedir.
Ama bu namaz tevhit ölçülerinin dışına çıkarılmış bir namazdır. Dahası var: Müşrikler, Beytullah'ta ibadet etmenin kendi hakları olduğunu söyleyerek Hz. Muhammed'i oraya sokmamak istemişlerdi. Hz. Muhammed onlara göre, atalar dinine kötülük etmiş bir zındıktır; Kabe'ye girmemeli, orada ibadet etmemelidir. Orada ibadet, oraya hizmet ancak ataların dinine saygısı olanların hakkıdır." ( kurantevhitsunnet)
Demek ki, bu yanlış anlaşılma, Kur'ansızlık, atalarcılık, dedelercilik, kabircilik, yatırcılık, dün ne kadar toplumda etkisini, ağırlığını göstermiş ise, bu günde, yarında aynen gösterecektir..Onun içindir ki, bizler millet olarak, gelenekleri dinleştirmiş, atalarcılığı Kur'an'laştırmış, örfü, adetleri Kur'an'ın üzerine çıkarmış bir milletiz.

Örneğin, Ölü ruhlarına mevlid okumak neredeyse bir şart gibi görülür hale gelmiştir. Ölünün arkasından mevlid okumak gibi bir zorunluluk yoktur. Böyle bir olay dinimizdede yoktur. Fakat bu toplumumuzda bulunan bir gelenek olmuştur. Bundan daha ötesi değildir. Her namazların arkasından tesbih çevirmek, tesbih yuvarlamak neyin nesidir? Cuma günleri, Cuma namazından sonra, " Ey Rabbim!.. Sen, benim cuma namazımı kabul etmezsen, bende zühr-i ahir adıyla bir namaz daha kılacağım" demek Kur'an'ın neresinde mevcuttur?

Maşallah!.. İmamlarımız, yarış yaparcasına, kandil gecelerinde (!), yarış yaparcasına, cemaatlere " Tesbih Namazı" " Berat Namazı" " Kadir Namazı" " Regaaib Namazı" " Miraç Namazı" kıldırmaktadırlar, akabinde, 21 yasin, 40 yasin diyerek o geceleri sabaha kadar, ilimsiz, irfansız, Kur'an'sız bir şekilde geçirmektedirler.. Desem ki, tüm bunları Resulullah (sav) ve sahabe-i kiram icra etmiş midir? sözünü söylesem, vallahi, atalarcı cemaatler, küplere binecek, hiddetlenip, sağı-solu yıkacaklardır.

Ne demek? Tesbihe saldırmak, onun Budistlerden gelmiş olduğunu söylemek, hangi yazarın, aydının, Kur'an adamının işidir? Şimdi, soruyorum: Kur'an mı, mezhepler mi? Elbette ki, okumamış, mezhepleri, mezhep imamlarını Peygamberin üzerine çıkarmış alt kültüre mensup cemaatler, insanlar, " mezhepler, olmazsa dinde olmaz, Müslümanlık da olmaz" diyeceklerdir!..

Mezhepler; Kur'an'ın üzerine çıkarılırsa, çıkarılmış ise, öyledir. Bugün, Suudi Arabistan'ın, Yemen'i, Yemenli garibanı bombalaması haklıdır!.. Çünkü, Vehhabilik denilen canavar düşüncede, Şia'ya, Sünniliğe müsamaha yoktur, olmamaktadır.

İranlı, ehli Şia'da öyledir!.. Her cuma günü kendilerini bir şey zanneden Ayatullahlar, hutbeye çıktığı an, Hz. Ebu Bekir (ra)'a, Hz. Ömer (ra)'a vb. mümtaz insanlara dil uzatmaları şaşkınlığın, rezilliğin, kepazeliğin daniskasıdır.

Ya ülkemiz de? Alevilik, Sünnilik sürtüşmeleri, kavgaları, öldürmeleri, ölmeleri bilinen bir gerçektir!.. Dünkü zamanlar da, mideleri bulandıran K. Maraş olayları, Madımak cinayetleri, Başbağlar çirkinliği, Çorum vb. yerlerdeki utanmazlıklar, bu hususların canlı şahitleri olan olaylardır.

Tabii ki, Yemen ülkesinde bir kabahat, bir günah işleniyorsa, bu günahı, tüm Müslüman ülkelerin önlemesi, Yemen'linin kulağını çekmesi, hizaya getirmesi gerekirdi. Ama, ne acı ki, Hristiyanlar, bu hizaya getirme, terbiye etme işlerini çok çok güzel bir şekilde yapmaktadırlar(!)

İslam ülkeleri bombalanıyor, mağdur, aç, geri kalmış insanların tepelerine bombalar yağmur gibi yağdırılmaktadır. O halde, kim haklı, kim suçludur?.. Tabii ki, haklıyı bulmak mümkün olmasa da, tüm alemi İslam'daki , okumuşlar, ilim adamları, Kur'an insanları suçludur ve günahkardır. Söz konusu bu cinayetlerde, yarın huzuru İlahi de karşılarına çıkacaktır. Selam ve dua ile..
Şerafettin Özdemir